Hoşgeldin misafir ( Giriş | Kayıt ) Etkinleştirme E-Postasını Yeniden Gönder



  Reply to this topicStart new topicStart Poll

> Günümüzün (ve geleceğin) silahı, Tarım ürünleri (GDO ... )
gezgin95 Offline
Gönderme: 31 03 2008, 16:42
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Ülkemizde tarımı küçümseyip, tarım arazilerine fabrikalar, siteler kurulmasına izin verenlerin, bilim (fizik kimya biyoloji evrim genetik) derslerinin içini boşaltıp eğitimde dine ağırlık verenlerin, meslek okulları değil, Kuran kursları, İmam Hatipler açtıranların efendilerinin istedikleri sonuca ulaşıldı.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=5853
QUOTE

Buğdayda ABD'den rekor ithalat

Türkiye’nin 500 bin ton buğday alacağı ve yarısını da ABD’den sağlayacağı açıklandı.

Eski Bakan Gökalp, AKP’nin Türkiye’yi dışarıya muhtaç ettiğini söyledi.

Türkiye’nin gelecek hafta 500 bin ton buğday alacağı bildirildi. Alım haberinin dünya buğday fiyatlarını fırlattığı da belirtildi. Ekonomi gazetesi Financial Times, Chicago borsasında buğday fiyatlarının artış gösterdiğini belirtti.  Chicago Futures piyasasındaki Mayıs buğday fiyatının 72 sent yükselerek 12.95 dolara çıktığına dikkat çeken gazete, Türkiye’nin buğday alımının yarısının ABD’den yapılmasının beklendiğini de kaydetti.

TMO’yu dağıttılar
Tarım Eski Bakanı Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp, Türkiye’nin çok eski yıllarda, yanlış tarım politikaları sonucunda ya da savaş nedeniyle Avrupa ülkeleri ve çoğunlukla da Avustralya’dan buğday ithal etme durumuna geldiğini hatırlatarak, “Bugün Türkiye’yi ABD’nin ve AB’nin buğdayına mahkum eden, Toprak Mahsulleri Ofisi’ni işlevsiz bırakan siyasi iktidardan başkası değildir. Türkiye’deki çiftçi nüfusunun yüzde 16’nın altına düşmesini isteyen AB, şimdi buğday üretemez duruma gelen Türkiye’ye kendi çiftçisinin ürettiği buğdayı satmaya başladı” dedi. ”

Yabancıya mahkûmuz
Türkiye’nin içine düştüğü bu içler acısı durumun bir başka sebebinin de yine AKP döneminde çıkarılan tohumculuk Kanunu olduğunu hatırlatan Gökalp, “Bu da AB dayatmasıydı. Türk çiftçisine sadece ’sertifikalı tohum’kullandırmayı yasa haline getirdiler. Bu sayede, çiftçi tohum ticaretini tekelinde bulunduran yabancı firmalardan tohum almak zorunda kalacaktı. Bu sayede, Avrupalı Amerikalı çiftçileri zengin edeceğiz” diye konuştu.

Tarım ürünleri geleceğin silahıdır. Petrol'den de etkili bir silah. AB ve ABD boşuna mı çiftçisine yardım ediyor sanıyorsunuz? Buğdayımı sana satmam dedikleri anda yokuz.

Sorun sadece kanunlar, sertifikalı tohumlar değil.

AB ve ABD, tarımda, genetik'te yaptıkları atılımlar sayesinde bu alanda geri kalan ülkelere diz çöktürecek duruma geldiler.
Genetikle ne ilgisi var diyeceksiniz.
Bilmem haberiniz var mı? DNA'da yapılan oynamalar sonucunda, tohumlardan elde edilen ürünler'den elde edilen 2. nesil tohumların ürün vermemesi sağlanabiliyor. Böylece çiftçiler tekrar tekrar tohum satın almaya mahkum ediliyor.

Bize satılacak olan tohumlar nasıl dersiniz?

Bu bağımlılığın devamını sağlamak için de gelişmeye çalışan ülkelerde bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi baltalıyorlar. Bunun için en etkin silahlardan biri ne, biliyor musunuz?
Yazmama gerek var mı?
.


--------------------
PMEmail Poster
Top
CultureClub Offline
Gönderme: 11 04 2008, 17:48
Quote Post




Dark Side Of The Moon
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 14962
Katılım: 15-06 07
Üye No: 1

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Bu çok tehlikeli bir gelişme..ama dinci kafa,imamlar bu işten birşey anlamazlar,çünkü onlar genetik nedir bilmezler..evrim teorisine düşman olan genetikten ne anlar?

Genetikleri ile oynayarak buğdaya istenilen şekil verilmesi mümkün..yaptılar da.Öyle yaptılar ki buğdayı hem çok ürün alınabilir,hem de iri hale getirdiler..

Tabi genetik olarak -satılan tohumun-bir,kaç yıl sonra yeni ürün vermemesi de sağlanabilir,ki Gezgin bunu belirtmiş.

Türkiye'deki mazotun aşırı pahalılığı nedeniyle tarım artık para getirmez oldu..tarımdan karnını doyuramayanlar şehirlere göç ettiler..problem bir iken bin oldu..

Amerika buğdayı daha ucuza ve kaliteli ürettiği için buğdayı onlardan satın alır olduk..

Tam kısır döngüye girdiğimiz gibi kölelik bize fazla uzak değil..


--------------------
PMEmail PosterYahooMSN
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 11 04 2008, 18:00
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?d...2&Categoryid=30

1. Dünya Yiyecek Savaşı başlıyor

Yiyecek savaşları başlayacak dediler ama kimse inanmadı..Fakat artan pirinç fiyatları son bir haftada o savaşları çoktan başlattı.



Resim Eki
Resim Eki


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 11 04 2008, 18:09
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


QUOTE (ilke @ 11 04 2008, 14:38)
...
Tabi genetik olarak -satılan tohumun-bir,kaç yıl sonra yeni ürün vermemesi de sağlanabilir,ki Gezgin bunu belirtmiş.
...


TERMİNATOR NEDİR?

Evet. Biraz detaylara da girme zamanı geldi.

Bu teknolojinin ismi "terminator".

Tohumlardan elde edilen ürünlerin tohumları ürün vermiyor. Sadece yiyebilirsin. Tekrar ekemezsin.

Bu terminator isimli genin patentini alan, amerikan Monsanto şirketi.

http://www.ethicalinvesting.com/monsanto/terminator.shtml


Biyoloji/Genetik/Evrim .... bilimleri, bu yüzyılın bilimi. Bunda geri kalan müslüman ülkeleri sömürge olmaktan hiçbir şey kurtaramaz.

Tanrılarına yerlerde sürünerek tapıyorlar. Yerlerde sürünerek yiyecek dilenecekler.

.


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 13 04 2008, 16:23
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Açlık savaşı

user posted image
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=6436

Yükselen gıda fiyatları yoksul halkları vururken, Mısır’da açlıkla yüzyüze kalan halk polisle çatışmaya girdi. Tahılın önemli bölümünü ithal eden ve ekmek tüketiminin çok yüksek olduğu Mısır’da Şubat ayından beri fırın kuyruklarında çıkan kargaşalarda 11 kişi öldü. 2004’te

Açlık ve yoksulluğa karşı İSYAN
Mısır, Bangladeş, Tunus ve Haiti’de milyonlarca insan sokaklara döküldü
Mısır’da yiyecek ekmek bulamayan halk, günlerdir güvenlik güçleriyle çatışıyor. Olaylarda 2 kişi hayatını kaybetti.
.....


Mısır: müslüman
Bangladeş: müslüman
Tunus: müslüman
Haiti: diktatörlük/sömürge.
....

Bu mesaj gezgin95 tarafından 6 07 2009, 14:54 yeniden düzenlenmiştir


--------------------
PMEmail Poster
Top
Pald Offline
Gönderme: 13 04 2008, 21:33
Quote Post




Fikirsel Bağımlısı
******

Grup: Members
Mesaj: 944
Katılım: 22-11 07
Üye No: 351

Ülke: France
Aklen-Fikren: Hiçbiri
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


OGM nedir ?

Bir organizmanın genini türler arasındaki engeli aşarak diğer bir organizmanın genine aktarmak.

Yeni bir gene sahip olan bu organizmaya Organisme Génétiquement Modifié : Genetik olarak değiştirilmiş organizma

OGM' in kullanıldığı yerler çok çeşitlidir. Bizi en çok ilgilendirenler : meyveler, sebzeler ve tahıllar. Meselâ : dalindan koparılmış bir kavun, sandığında olgunlaşmaya devam eder, çilekler ve domatesler çürümeden uzun müddet dayanabilirler. Tahıllar (buğday, mısır vs) iklim şartlarına çok daha dayanaklı ve parazitlere karşı çok daha dirençli olabiliyorlar.

Aslında, önümüze serilen bu olumlu gelişmeler; daha ilerilerde başımıza ne açacağı henüz bilinmiyor. Genetiği ile oynanmış organizmalar insan metabolizmasını nasıl etkileyecek, bilinmiyor.


user posted image

José Bové

Bu doğa adamını 7 seneden beri tanıyorum. Hayatını OGM ile savaşarak geçiriyor.

user posted image

Fransız çiftçisi OGM'in getireceği tehlikelerin farkında. Ya bizim çiftçilerimiz ?


--------------------
Il faut savoir choisir entre la révélation passée et la liberté futur. ATATÜRK.
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 14 04 2008, 12:58
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


QUOTE (Pald @ 13 04 2008, 18:23)
OGM nedir ?
...
Bir organizmanın genini türler arasındaki engeli aşarak diğer bir organizmanın genine aktarmak.

Yeni bir gene sahip olan bu organizmaya Organisme Génétiquement Modifié : Genetik olarak değiştirilmiş organizma

OGM' in kullanıldığı yerler çok çeşitlidir. Bizi en çok ilgilendirenler : meyveler, sebzeler ve tahıllar. Meselâ : dalindan koparılmış bir kavun, sandığında olgunlaşmaya devam eder, çilekler ve domatesler çürümeden uzun müddet dayanabilirler. Tahıllar (buğday, mısır vs) iklim şartlarına çok daha dayanaklı ve parazitlere karşı çok daha dirençli olabiliyorlar.

Aslında, önümüze serilen bu olumlu gelişmeler; daha ilerilerde başımıza ne açacağı henüz bilinmiyor. Genetiği ile oynanmış organizmalar insan metabolizmasını nasıl etkileyecek, bilinmiyor.

....

Bence bu teknoloji çok tehlikeli.

Örneğin, mısıra dadanan böcekleri öldüren bir bakterinin zehirini üreten geni, mısır bitkisinin DNA'sına ekliyorlar.
"İnsana zararı yok" deniyor
Tabii 20 yıl, hatta birkaç kuşak süren deneme yapmadan.
Belki, bütün yaşamı boyunca bunu yiyen kızların çocuklarında bir şey çıkacak? Belli değil.

Geri dönülmesi imkansız bir adım attı insanlık.

Bu bitkiler, doğal olarak, normal bitkilere avantajlı. Parazitlere dayanıklı olduklarından, ötekilerden daha iyi çoğalıyorlar. Hatta eşeyli üremeyle, normal bitkilere de geçebiliyor bu DNA.

Bir zaman sonra bütün mısır bitkileri bu zehiri üretecek.

İnsanların 10binlerce yılda seçtikleri, besinlerini sağladıkları bitkilerle oynamak bu kadar kolay olmamalı.
.


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 14 04 2008, 13:09
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Gıda fiyatı artışları

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?d...2&Newsid=172856

Gıda savaşları başlıyor
...
Sonunda korkulan oldu. Son üç yılda yüzde 83 oranında artan dünya gıda fiyatları nedeniyle açlıkla yüzleşen 37 ülkede yüzbinlerce insan sokaklara döküldü, göstericiler güvenlik görevlileriyle çatıştı. Sadece Kamerun’da son 3 ayda 40 gösterici hayatını kaybetti. Dünya, gıda fiyatlarındaki artışın tetiklediği yeni bir savaşın eşiğinde
....

Birleşmiş Milletler rakamlarına göre dünyada temel gıda fiyatları geçen yazdan beri yüzde 40 yükseldi. Son 3 yılda temel gıda ürünlerinin fiyatları yüzde 80 arttı. Özellikle pirinçte artan fiyatlar Asya ülkelerinde krize neden oldu. Filipinler’de restoranlara normalin yarısı büyüklüğünde porsiyonlarla pirinç vermelerini söyleyen bir yönetmelik dağıtıldı. BM Gıda ve Tarım Dairesi gerilimin azalması için bu yıl da pirinç üretiminin yüzde 1.8 artarak 12 milyon tona çıkması gerektiğini, yoksa olayların kaçınılmaz olduğunu söyledi.

İşte dünyadaki yiyecek savaşları:

* Haiti: Temel gıda maddesi pirincin yüzde 80’ini ithal eden Haiti’de, 50 kiloluk bir pirinç torbasının satış fiyatı son 1 haftada 35 dolardan 70 dolara çıktı. Halk da iki haftadır, hükümet karşıtı gösteriler için sokağa döküldü. 5 Haitili hayatını kaybetti. Gösteriler nedeniyle Başbakan Jacques Edouard Alexis, istifa etmek zorunda kaldı.

* Bangladeş: Pirinç fiyatlarının artışı protesto eden 20 bin tekstil işçisi maaşlarının yükseltilmesi için başkent Daka’da gösteri düzenledi. Gösteriye polis müdahale edince ortalık birden savaş yerine döndü. Göstericiler, etraftaki dükkanlara ve araçlara saldırdı. Birçok araç ateşe verildi.

* Mısır: 76 milyonluk ülkede nüfusun yüzde 40’ı günlük 2 dolar gelirle yaşam savaşı veriyor. Fakirlik bu denli derinken, son birkaç ayda yemeklik yağ ve pirincin fiyatının iki katına, fırınlarda ekmeğin fiyatının beş katına çıkması sonrası sokağa dökülen halk polisle çatıştı, 11 kişi öldü.

* Pakistan: Tahıl fiyatları artınca, halk ambarlara saldırdı. Tahıl ambarlarının güvenliğini sağlamak için ordu alarma geçti.

* Kamerun: Afrika ülkeleri Burkina Faso, Moritanya, Fildişi Sahilleri, Senegal, Etiyopya, gibi ülkelerde son aylarda gıda zamları nedeniyle yapılan gösterilerden çok sayıda insan yaşamını yitirdi. Sadece Kamerun’da 3 ayda polisle çatışan 40 kişi öldü.

* Özbekistan: Özbekistan, Yemen, Bolivya ve Endonezya’da gıda fiyatlarının artışını protesto eden onbinlerce insan sokağa döküldü.

Pirinç fiyatları 8 yılda yüzde 453 arttı

Emtia 2000 2008 Artış (%)

Pirinç 3,8 21 453
Buğday 2,16 11,9 451
Mısır 193,6 584,2 202
Soya 462,2 1349 192
Şeker 5,99 14,38 140
Soya yağı 9,26 15,35 66

* Fiyatlar: Şikago Ticaret Borsası (CBOT) dolar/Lb cinsindendir (1 Lb = 35,2 kg)


--------------------
PMEmail Poster
Top
CultureClub Offline
Gönderme: 15 04 2008, 07:25
Quote Post




Dark Side Of The Moon
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 14962
Katılım: 15-06 07
Üye No: 1

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Tarımda kritik günler

http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aT....04.2008&ver=36


Gıda fiyatları böyle yükselirse 100 milyon insan açlıktan ölür


Dünya Bankası Başkanı Zoellick, gıda fiyatlarının son 3 yılda ikiye katlanmasının yoksul ülkelerde geliri düşük 100 milyon insanı açlık tehlikesi ile karşı karşıya bıraktığını söyledi. The Food and Agricultural Organization (FAO) araştırmasına göre ise bu yıl 36 ülkede toplam tam 1.1 milyar kişi gıda yardımına muhtaç olacak

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?d...2&Newsid=173036


--------------------
PMEmail PosterYahooMSN
Top
overnightvisit Offline
Gönderme: 15 04 2008, 08:07
Quote Post




Fikirsel Bağımlısı
******

Grup: Members
Mesaj: 341
Katılım: 21-02 08
Üye No: 623

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist


Uyarı: (50%) XXX--


QUOTE (ilke @ 15 04 2008, 06:15)
Tarımda kritik günler



Gıda fiyatları böyle yükselirse 100 milyon insan açlıktan ölür




Pirinçte 'fırsatçılık var' uyarısı

Ekonomi Servisi - Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) perşembe günü 100.000 ton ekmeklik buğday için yaptığı ihalede, Avrupa ve Kazakistan'dan bu miktarın tamamının alındığı açıklandı. Ayrıca, Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin , tarım sektörünün, ekonomik kriz yaşanan 2001'den daha büyük gerileme içine girdiğini iddia etti. Yetkin, "Buğday da pirinç de var ama Toprak Mahsulleri Ofisi'nde yok " dedi. Yetkin, " Açık denizlerde buğday gemileri cirit atıyor. Gözleri Türkiye'de, buğday fiyatlarının artışını bekliyorlar. Acaba ne kadar artar da ne zaman süreriz ve ne kadar fazla vurgun yaparız diye " diye konuştu. Tarımdaki küçülmenin, sadece geçen yıl yaşanan kuraklıkla geçiştirilemeyecek kadar ciddi olduğunu ifade eden Yetkin, uygulanan tarım politikalarının da küçülmede etkili olduğunu söyledi. Öte yandan sektör temsilcilerinden TMO'ya eleştiri yağdı. Pirinç ve mercimekteki fiyat artışlarını Cumhuriyet Ankara Bürosuna değerlendiren Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın , Türkiye'nin zaten pirinçte ithalatçı olduğunu dile getirirek, TMO'nun stok yapmadığı için fiyatların yükseldiği saptamasında bulundu.
(Cumhuriyet.15.04.2008)
PMEmail PosterMSN
Top
overnightvisit Offline
Gönderme: 16 04 2008, 08:17
Quote Post




Fikirsel Bağımlısı
******

Grup: Members
Mesaj: 341
Katılım: 21-02 08
Üye No: 623

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist


Uyarı: (50%) XXX--


GDO'lu tohumlar terminatör gibidir

Abdulah Aysu, Türkiye'de yaklaşık 10-15 yıldır GDO'lu tohumla üretim yapıldığını söyleyerek şunları kaydetti:


"Resmi veri yok ama yapılan üretimin çoğunluğunda GDO'lu tohumların kullanıldığı kuşkusu çok yüksek. Bu tohumlar yurtdışından getiriliyor. Özellikle biber, domates, salatalık gibi sebze tohumları. Bunlar aynı zamanda çok pahalı. Kilosu 30 bin YTL civarında. Tohum neden 35 bin YTL olsun ki? Normal şartlarda kendi ürününüzden tohum ayırırsınız ve para vermezsiniz. Ama GDO'lu tohumlar ' terminatör ' gibidir. Bir defalıktır, asla tohum vermez. Çok fazla üretiyorsanız tohum satardınız eskiden. Ama yeni Tohum Yasası ile çiftçinin elinden tohum satma yetkisi de alındı. Biz tohum üretsek 3 bin YTL'ye bile satamayız ki, bu rakam bile ahlaki değil. Ama şirketlerin iddiası şu: 'Üretim maliyetleri içindeki tohumun oranı yüzden 10'ları 5'leri geçmez.' Hacim olarak büyük görünüyorsa da büyütmemek gerek diyorlar. Kendi tohumluğumuzu kaybettikten sonra da yine bu rakamlarda mı duracağız? Yüzde 5-10 çok ciddi rakamlardır. Zaten 100 liranın 8 lirasını kazanıyoruz. Yüzde 92'si tohuma, nakliyeye, gübreye, vergiye gidiyor. Çiftçi istasyondur, para gelir ve gider."

YEREL TOHUM ÖNERİSİ
Aysu, GDO'ya karşı en etkili mücadele yönteminin yerel üretim-yerel tüketim olduğunu ifade ederek, "Örneğin Denizli'nin bir kasabasında bir domates tohumu vardır, hiç su istemez. Ama köye girer girmez domates kokusunu alırsınız, yarılmıştır domatesler tattan. Tarım Bakanlığı bu tohumları yaymalı. Bu bir zorunluluk. GDO'lu tohumlar küresel ısınmanın karşısında duramaz çünkü kuraklığa dayanıklı değildir. O yörenin tohumu oranın iklim şartlarına, süre içindeki değişikliklere de uyarak devamını sağlar.

Esas çözüm yerel tohum kullanmak, yerel olarak pazarlamak ve yerel olarak tüketmek. Endüstriyel tarım çıkmaz bir sokaktır, derhal vazgeçmeliyiz. Çiftçiler üretmek istiyor ama doğal yollarla. Bizi şirketlerin eline bırakmayacak örgütlenmenin önünü açılmalı" dedi.

Bir ürüne neyin aktarıldığı bilinmediği için aktarılan organizmaya karşı alerjisi olanlar reaksiyon gösteriyor. Çevresel açıdan biyoçeşitliliği bitiriyor. GDO'lar tozlaşma yolu ile yabani türleri de kendine çevirerek tek tip ürün oluşmasına yol açıyor. Bir mısırın poleni 35 kilometreye kadar taşınabiliyor.

GDO'lu bitkilerde bulunan özellikle zararlı ot ve böcek öldürücü genler ile terminatör teknolojisi gereği aktarılmış olan genler de toksin üreterek çalıştıklarından, dokularda birikme durumunda, önemli riskler oluşturuyor. GDO'lu bitkilerin doğrudan ve dolaylı olarak kanserojen etkisinin olabileceği birçok araştırıcı tarafından ortaya kondu. Özellikle, herbisitlere dayanıklı GDO'lu pamuk, soya, mısır ve kolza çeşitlerinde kullanılan bazı kimyasal maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları biliniyor.

GDO'lu bitkinin orijinal yapısında bulunan bazı kalite öğelerinde önemli azalmalar oluyor. Kalp hastalıklarına ve kansere karşı önemli bir koruyucu madde olan "phytoestrogen " bileşikleri, klasiklere oranla GDO'lu bitkilerde daha az.

GDO'LU ÜRÜNLER

GDO'lu ürünler en çok soya, mısır, kanola ve pamuk olarak karşımıza çıkıyor. Soya ve mısır Türkiye'de çok yaygın kullanılıyor ve aynı zaman en çok ithal ettiğimiz ürünlerin başında geliyor. GDO'lardan uzak durmak için soya ve mısır yememek de çözüm değil. Çünkü mısır ve soya, 1600 gıda maddesi içinde katkı maddesi olarak kullanılıyor.


(Cumhuriyet 16.04.2008)
PMEmail PosterMSN
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 16 04 2008, 10:32
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


QUOTE (overnightvisit @ 16 04 2008, 05:07)
GDO'lu tohumlar terminatör gibidir

Abdulah Aysu, Türkiye'de yaklaşık 10-15 yıldır GDO'lu tohumla üretim yapıldığını söyleyerek şunları kaydetti:

"Resmi veri yok ama yapılan üretimin çoğunluğunda GDO'lu tohumların kullanıldığı kuşkusu çok yüksek. Bu tohumlar yurtdışından getiriliyor. Özellikle biber, domates, salatalık gibi sebze tohumları. Bunlar aynı zamanda çok pahalı. Kilosu 30 bin YTL civarında. Tohum neden 35 bin YTL olsun ki? Normal şartlarda kendi ürününüzden tohum ayırırsınız ve para vermezsiniz. Ama GDO'lu tohumlar ' terminatör ' gibidir. Bir defalıktır, asla tohum vermez. Çok fazla üretiyorsanız tohum satardınız eskiden. Ama yeni Tohum Yasası ile çiftçinin elinden tohum satma yetkisi de alındı. Biz tohum üretsek 3 bin YTL'ye bile satamayız ki, bu rakam bile ahlaki değil.....


İşte en önemli cümle.


AKP Türkiyeyi nasıl batırdı?


Bu, daha sömürge olmadan, sömürge kafalı olmak (kul olmak).
.


--------------------
PMEmail Poster
Top
saklıgerçek Offline
Gönderme: 16 04 2008, 11:54
Quote Post




Fikirsel Onur Üyesi
******

Grup: Members
Mesaj: 1732
Katılım: 16-06 07
Üye No: 20

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Hiçbiri
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


QUOTE
Bilmem haberiniz var mı? DNA'da yapılan oynamalar sonucunda, tohumlardan elde edilen ürünler'den elde edilen 2. nesil tohumların ürün vermemesi sağlanabiliyor. Böylece çiftçiler tekrar tekrar tohum satın almaya mahkum ediliyor.


Gezgin çok güzel bir konuya değinmişsin yazıların tamamını okuyamadım. Ancak bu kısım benim denediğim bir konu. İsrail menşeeli domates tohumunun içindeki çekirdeği üretemedik , karpuzu da. Neden sonra araştırma sonucu anladıkki adamlar tek seferlik tohum veriyor ikinci sefere ekemezsiniz eksende çürüyor. Zamanını hatırlayamıyorum Bunu buğdaydada yapmışlar diye duymuştuk. Konya kadar veya daha küçük israil genetiği değiştirilmiş buğdaydan Konyanın 10/12 misli ürün alıyormuş. Tabi bu genetiği değiştirilmiş ürünlerin insan sağlığına zararı varmı yokmu da ayrı bir tartışma konusu.


--------------------
Arkadaşlar, devrimimiz henüz yenidir. Kökleşip, benimsendiği hakkındaki kanılarımız ancak ileride karşılaşacağımız olaylarla gerçekleşecek ve doğrulanacaktır.
Fakat şimdi şuna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giyen, sakalını-bıyığını traş eden, smokin ve frakla toplum hayatında yer alanların çoğunluğunun kafalarının içindeki zihniyet hala sarıklı ve sakallıdır.


M.Kemal Atatürk


http://sakligercek.blogspot.com/
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 17 04 2008, 10:18
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Cumhuriyet, 17.4.2008

TÜRK TARIMINI ÇÖKERTTİLER

ABD ve AB destekledi AKP hükümeti seyretti

Tarımda Dünya Bankası politikaları ile hareket eden AKP hükümeti, Türkiye'deki tarım kredi satış kooperatiflerini işlevsizleştirirken hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avrupa Birliği üreticilerini doğrudan destekledi. Üreticilere ABD'de Ürün Kredi Kuruluşu (CCC) vasıtasıyla ucuz kredi sağlandı, ürünlerini kötü zamanlarda Tarım Bakanlığı'na satma olanağı getirildi. MURAT KIŞLALI'nın haberi

Tarımda gelişmiş ülkeler üretimi teşvik etmeye devam ederken Türkiye'de hükümet köstekliyor

ABD, AB destekledi, AKP seyretti

**ABD'de fiyatların aşırı düşmesi halinde Tarım Bakanlığı devreye girerek üreticinin malını alırken düşük faizli kredinin faizini de affediyor. Piyasa kötüye gitse de üretici zarar görmüyor.

MURAT KIŞLALI

ANKARA - Tarımda Dünya Bankası politikaları ile hareket eden AKP hükümeti, Türkiye'deki tarım kredi satış kooperatiflerini işlevsizleştirirken hem Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hem de Avrupa Birliği (AB) üreticilerini doğrudan destekledi. Türkiye, ithalatçı konumuna düşerken ABD ve Fransa'yı en büyük ihracatçılar arasına sokan teşvik politikaları şöyle işliyor:

ABD: ABD'de teşvik, Tarım Bakanlığı ve bunun altında çalışan Ürün Kredi Kuruluşu ( CCC) aracılığıyla işliyor. Üretici ürünü getirip lisanslı depoya devrettikten sonra karşılığında makbuz senedi alıyor ve CCC'den buna kayıtlı miktarın yüzde 75'i kadar düşük faizli kredi çekebiliyor. Böylece kısa süreli nakit ihtiyacını karşılayan üretici, malı hemen elinden çıkarmak zorunda kalmadığı için fiyatların en düşük olduğu ürün zamanı değil, bundan üç-dört ay sonra fiyatlar yükselmeye başladığında malını satıp kredisini kapatabiliyor. ABD'de fiyatlar aşırı düşerse Tarım Bakanlığı devreye girerek üreticinin malını alırken düşük faizli kredinin faizini de affediyor. Piyasa kötüye gitse de üretici zarar görmüyor.

AB: AB'de ise ortak tarım politikası altında hububat ortak piyasa düzeni bulunuyor. Burada müdahale kuruluşları 10 yıllık açıklanan fiyatlar üzerinden üretici malını teklif ettiği anda, kalite koşulları tuttuğu sürece malı almak ve üreticiye de parasını ödemekle yükümlü bulunuyor. Müdahale kuruluşları mal stokları oluşursa her 15 günde bir ihaleyle dünya pazarlarına açılıyor. Böylece kamu yükü kısıtlı tutularak üretici yine korunmuş oluyor.

---------

Başlıkta AKP seyretti demiş. Ne seyretmesi, batırdı.

Daha önce değinmiştim:
... yeni Tohum Yasası ile çiftçinin elinden tohum satma yetkisi de alındı.


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 22 07 2009, 10:45
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Cumhuriyet. 16.7.2009

AKP’nin yeni fındık stratejisi yüzünden Karadeniz’de fındık bahçeleri sökülecek, yurttaşlar göçe zorlanacak

Fındığın alternatifi göç olur

© FTG yeni fındık stratejisini olumlu bulurken ruhsatlı fındık alanının 2012’ye kadar 406 bin hektara indirilmesinin mümkün olmadığını, çünkü Karadeniz’de fındığa alternatif ürün bulmanın zor olduğunu açıkladı. 2010’da ağaç sökümü için ödenecek 150 TL de hemen ödenmeye başlanmalı.

© Ziraat Mühendisleri Odası’na göre AKP’nin fındık politikası üreticiye değil tüccara yarayacak. TMO’nun devre dışı bırakılmasıyla fındık fiyatları dibe vuracak. Ayrıca Karadeniz’de fındığa alternatif ürün yetiştiremeyecek olan yurttaşlar bölgeden göç etmek zorunda kalacak.

ŞEHRİBAN KIRAÇ

-----------------------------------

Fındıkçıları da batırdılar.
.



--------------------
PMEmail Poster
Top
dinozor Offline
Gönderme: 23 07 2009, 03:58
Quote Post




Yeni Katılımcı
*

Grup: Members
Mesaj: 1
Katılım: 23-07 09
Üye No: 1878

Ülke: World
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Apolitik


Uyarı: (0%) -----


QUOTE (saklıgerçek @ 16 04 2008, 09:44)
QUOTE
Bilmem haberiniz var mı? DNA'da yapılan oynamalar sonucunda, tohumlardan elde edilen ürünler'den elde edilen 2. nesil tohumların ürün vermemesi sağlanabiliyor. Böylece çiftçiler tekrar tekrar tohum satın almaya mahkum ediliyor.


Gezgin çok güzel bir konuya değinmişsin yazıların tamamını okuyamadım. Ancak bu kısım benim denediğim bir konu. İsrail menşeeli domates tohumunun içindeki çekirdeği üretemedik , karpuzu da. Neden sonra araştırma sonucu anladıkki adamlar tek seferlik tohum veriyor ikinci sefere ekemezsiniz eksende çürüyor. Zamanını hatırlayamıyorum Bunu buğdaydada yapmışlar diye duymuştuk. Konya kadar veya daha küçük israil genetiği değiştirilmiş buğdaydan Konyanın 10/12 misli ürün alıyormuş. Tabi bu genetiği değiştirilmiş ürünlerin insan sağlığına zararı varmı yokmu da ayrı bir tartışma konusu.


Evet Monsanto gibi uluslararası firmalar, TERMINATOR teknolojisini geliştirdi. Terminator genleri taşıyan tohumlar bir kere ürün veriyor, bu ürünlerden alınan tohumlar filizlenmiyor. Amaç, çiftçileri Monsantoya bağımlı kılmak. İnek sağar gibi sağmak.

Çiftçileri bağımlılıktan kurtaran metodu hintli bir bilim adamı buldu. Monsantonun terminatorlu pamuklarından ve yerel türlerden melez tür üretmiş.
Adamın adı Dr.D.B.Desai, bu tohumları satması yasaklanan firması Navbharat.
Desai hırsızlıktan tutuklanmış.

http://www.salon.com/tech/htww/2007/02/08/gujarat/

Evet, bu kadar basit.

Terminatorlu ürünlerin çiçekleriyle yerel türleri tozluyorsunuz. Veya tersi. Melez türlerin bir kısmında terminator gen işlevini kaybediyor ama eklenen diğer genlerin bir kısmı kalıyor. Örneğin, pamuk zararlısına dayanıklı türler elde ediyorsunuz. Dayanıklı ve TERMİNATORsuz.
Bu bir hırsızlık.
Desai tutuklanmış ama çalıntı türler yayılmış ve bu metod artık hindistanda çiftçiler tarafından biliniyor. Monsantonun çabalarına karşın uygulanıyor ve melez tohumlar monsantonun tohumlarından daha çok satıyor. Bazı firmalar Monsantoya lisans ödüyor. Ama önemli yanı, bu melezlerde terminator olmaması. Yani çiftçiler artık tohumlarını saklayıp ekebiliyorlar. Monsantoya bağımlı değiller.

Evet arkadaşlar,
Yapabilirseniz yerel türlerle ithal türlerden melezler üretin, el altından dağıtın, bedavaya verin. Zararlıysa insanlık hep beraber intihar etsin, anasını satiim. Para kazanmak uğruna insanlığın geleceğiyle oynayan, DNAsıyla oynanmış terminatorlu bitkiler geliştiren uluslarası o.çocukları para kazanamamalı.
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 8 09 2009, 09:18
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Dünyayı besin üretimini kontrol ederek yönetme fikri ABD'de 1930larda "yeşermiş". ABD, GDO tohumlarla insanlığın geleceğiyle oynuyor. Uluslararası şirketler kar etmek için insanlığın 10bin yılda seçtiği, ayıkladığı tohumları yok ediyor.

İnsanlık için yakın geleceğin en önemli konusu.

-------

"Petrolü kontrol edersen ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin."

Henry Kissinger.

“Biz dünya nüfusunun %6.3'ünü oluşturuyoruz ama zenginliğinin yarısına sahibiz. Bu farklılık özellikle bizler ve Asyalılar kadar büyük. Böyle bir durumda kıskanılma ve gücenilme gibi bir durumda olamayız. Gelecek dönemdeki asil görevimiz, ulusal güvenliğimize bir zarar getirmeden bu farklılık durumunu sürdürebileceğimiz bir ilişki kalıbı tasarlamaktır. Bunu yapmak için de tüm duygusallık ve hayallerden uzak durup dünyanın her yerindeki ulusal hedeflerimize odaklanmalıyız. Kendimizi çıkarlarımızdan fedakaarlık ederek dünyanın iyiliği için lüksümüzden vazgeçeceğimiz konusunda kandırmamıza hiç gerek yok."

Seorge Kennan, 1948

Kaynak:
F. William Engdahl, "Ölüm Tohumları".

user posted image

· bilim + gönül
· Basım Tarihi : 06 - 2009
· ISBN : 9789944090698
· Sayfa Sayısı : 330
· Çevirmen : Özgün Şulekoğlu

Giriş bölümünü buradan okuyabilirsiniz:
http://www.biroybil.com/showthread.php?t=11359
.


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 10 09 2009, 10:44
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


GDO konusunda son yıllarda neler neler olmuş.

Artık, yeşermeleri, büyümeleri, hatta hastalıklara direnmebilmeleri Monsanto gibi firmaların üretip sattığı maddelerle tetiklenen genlerle kontrol edilen bitkiler var.

GDOlar, ABD'nin dünyayı yönetmek için kullandığı araçlardan sadece birisi.

"Ölüm Tohumları" kitabını mutlaka okuyun.
.





--------------------
PMEmail Poster
Top
tomclancy Offline
Gönderme: 31 10 2009, 12:28
Quote Post




Yeni Katılımcı
*

Grup: Members
Mesaj: 8
Katılım: 3-01 09
Üye No: 1305

Ülke: Almanya
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyalist


Uyarı: (0%) -----


Sizinle paylasmak istedigim güzel bir yazi var.Kopy paste yaparak buraya yapistirdim.

Düzenin şimdiki hükümeti AKP sessiz sedasız yönetmelik değişikliği ile Genetiği Değiştirilmiş Gıda ve tohum ithalatına izin verdi. Tüm dünyada yasaklanan ve kesinlikle kullanılmayan, insan sağlığı bakımından yıkıcı etkileri bilinen GDO’ların ithaline yasa çıkararak girmek isteyen TC yönetenleri tepkiler ciddi boyutlarda olunca geri çekilmişti. Fakat süreci unutturan egemenler, bugün itibarıyla bir yönetmelik değişikliği ile GDO’ları serbest kıldı. Tam da her bakımdan gündemde bambaşka şeyler varken ve de geniş yığınların dikkatleri başka gündeme odaklıyken.
Bu her bakımdan Türk kapitalizminin yöneticilerinin sürekli bir biçimde sürdürdüğü bir taktiktir. “Gündemde iken sorun tepki büyükse geri çek. Bir süre sorunu uyumaya ve soğumaya terk et. Ardından başka sıcak gündemler varken, yasaya ihtiyaç yok, basit bir yönetmelik değişikliği ile işi hallet.” Bu taktik oldukça tutmuştur ve de hala uygulanmaktadır.
GDO’lara neden bu kadar karşı çıkılıyorken, tüm dünya ve Avrupa’da genel olarak yasakken Türk kapitalizmi ve yöneticileri ısrarla istiyorlar? Madem hiçbir sakıncası yoksa neden Avrupalılar da bunları kullanmıyor ve ithal etmiyor? Türk kapitalizminin bu ısrarları neden?
Birincisi GDO’ları üreten şirket bir ABD şirketi ve tekelidir. Bu şirketin ismi Monsanto’dur. GDO’lu tohum üreten şirketteki pay oranı %71 olan Monsanto, geçtiğimiz Nisan ayında yasanın çıkması çalışmasının alt yapısı olarak Meclis’ten 5 milletvekilini bir hafta ağırlayıp ikna etmeye çalışmıştır! ( Siz bunu rüşvet ile baskı olarak algılayabilirsiniz.) Yani şirket bir ABD tekelidir ve dünya çapında organizasyonludur. Ve de ürünlerini satmak için her yola da başvurmaktadır. Şimdiler de batmakta olan ilaç tekellerine ya da karına kar katmak isteyen ilaç tekellerine Sağlık Bakanlığı aracılığıyla domuz Gribi aşısı vesilesiyle destek! olunduğu gibi, aynı durum GDO’ da da geçerlidir.
Adı üzerinde genetiği ile oynanmış tohum ya da gıdanın insan sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerinin bilinmemesi olanaksızdır. Zira tüm bilimsel çalışmalar gösterdi ki, GDO’lar kanser, Alzheimer ve deli dana gibi bir çok hastalık ve kronik sorunun da birlikte olması demektir. Bu açık bilinenlere rağmen Türk kapitalizminin göbekten bağımlı olduğu ABD ve onun tekellerini beslemesinde şaşılacak bir yan yok. Zira egemenler açısından, geniş proleter ve emekçi yığınların sağlığı bir hiçten ibarettir ve kesinlikle değersizdir.
İkincisi, yukarıda da izah ettiğimiz üzere, insan sağlığının ortadan kaldırılması bir yana; diğer yandan ABD tekellerinin yine sömürge ve yeni sömürge ülkeleri halklarının ölümü pahasına sömürülmesinin devamıdır süreç. Zira bedava gelmiyor bunlar ve yığınların ceplerinden çıkıyor karşılığı. Yani hain yönetici ve devletin yaptığı tamı tamına halkın parasıyla halkı yavaş ya da hızlı ölüme sürüklemektir sürecin net tanımı.Bu korkunç tezgah, sadece GDO’ da değil bir çok şeyde aynı durumdadır. Üçüncüsü, kapitalizm ve emperyalizm için sağlığının zerre değeri yoktur. Tüm sağlık alanı düşünüldüğünde her şeyin paralı ve sayın alınabilir bir metaya dönüştürüldüğü günümüz TC’sin de aslına bakarsanız bu durum şaşırtıcı da değildir. Keza Türkiye’deki ölüm nedenleri sıralamasında kanser hızla birinci sıraya doğru tırmanmaktadır. Yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı üzere nedeni de açıktır. Alzheimer ya da diğer rahatsızlıklar ile salgın hastalıkların kitlesel yayılımı ise diğer boyutunu göstermektedir sorunun.
Diğer yandan tarım üretiminde oldukça ileri olan bir ülke iken Türkiye, İhracata dönük Sanayileşme Modeli ile tarımsal bağımlılık ile birlikte şimdi dışa bağımlı bir hale getirilmiştir. 12 Eylül ile birlikte girilen bu bağımlılığın arttırılması sürecinde gerek tohum ve gerekse de gıdaların kendisinde bağımlılığın daha da artacağını söylemeliyiz. Yukarıdaki süreç ve gelişmeler bu bakımdan da önemlidir ve bu yönü de dikkate alınmalıdır. Zira soya, mısır ve pamukta kullanılacak bu tohumlar, nerdeyse gıda sektörünün her tarafında kullanılmaktadır. Bütün hazır gıdalarda kullanılacak bu GDO’lara aynen biyoterörizm de denilebilir. Çikolatadan bir çok şeye kadar her alanda kullanılan bu GDO’lar, insan sağlığı açısından yukarıdakilere ek olarak kısırlık, böbrek ve karaciğer yetmezliği gibi bir çok soruna da davetiye çıkarmaktadırlar.
Emperyalist kapitalizm mezara gömülmediği sürece, bu durum sür git devam edecektir. Zira kapitalizm her şeye kar, çıkar ve para gözü ile bakmaktadır. Onun için insan sağlığı dahi paraya dönüştürülmek zorunda olan bir metadır. İnsanın basit yaşama hakkını bile yaşamın her alanında yok sayan emperyalist kapitalizme karşı topyekun mücadele edilmeden bu sona doğru yok olmak kaçınılmazdır.
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 1 11 2009, 10:32
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


QUOTE (tomclancy @ 31 10 2009, 09:18)
.... Zira tüm bilimsel çalışmalar gösterdi ki, GDO’lar kanser, Alzheimer ve deli dana gibi bir çok hastalık ve kronik sorunun da birlikte olması demektir...

Sevgili tomlancy,

tamam, GDO'lar tehlikeli. Bence, insanlarla beraber evrimleşen tarım ürünlerinin dışına çıkıldığı ve uzun dönemde etkileri belli olmayan yeni canlılar insan besinine sokulduğu için çok tehlikeli ... ama herşeyi GDOlara bağlayamayız.

Kanser GDO'lardan önce de vardı, alzheimer da öyle
"Deli dana"nın sebebi doğal besin döngüsünün kırılıp, danayı danaya yedirmemiz, bu döngü yüzünden çoğalan prionlar.
...

Bu çeşit yazılarla GDO/vahşikapitalizm/emperyalizm karşıtlığı yapmak yazılarımızın ciddiliğini yok eder.

Yazıları daha özenle seçelim.
.


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 2 11 2009, 16:41
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


QUOTE
Yediğiniz ürünlere dikkat!
ZMO Başkanı: "Bu yönetmelik hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından bir skandal"


Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan Günaydın, geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, gıda ve yem amaçlı genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar (GDO) ve ürünlerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine ilişkin yönetmeliği, "hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından bir skandal" diye değerlendirdi.

Günaydın, oda binasında düzenlediği basın toplantısında, biyogüvenlik yasası çıkarılmadan GDO yönetmeliği çıkarılmasını eleştirdi.

"YASA TASARISI MECLİS'E GETİRİLMEDİ, ÇÜNKÜ..."

Bakanlar Kurulu?na sunulan Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağı'nın yeni yasama döneminde Meclis'e geleceğinin Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek tarafından daha önce açıkladığını anlatan Günaydın, "Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı geri çekildi. Yasa Meclis'e gelseydi, konu kamuoyu önünde tartışılacaktı ve halkın tepkisini çekecekti" dedi.

"10 GÜNDE 300 BİN İMZA TOPLADIK AMA..."

Halkın yüzde 90'nın bu ürünlerin ülkeye girişine karşı olduğu, demokratik bir ülkede yasa ve düzenlemelerin halkın istekleri dikkate alınarak çıkarılması gerektiğini ifade eden Günaydın, GDO?lar konusunda 10 yıla ulaşan bir zaman dilimi boyunca kamuoyunu aydınlatma çabası içinde olduklarını anlattı. Günaydın, ZMO olarak 10 gün gibi kısa sürede GDO'lu ürünlerin yasaklanmasına ilişkin olarak 300 bin imza topladıklarına işaret etti.

Yönetmelikle GDO'ların ülkeye girişine meşruluk kazandırıldığını vurgulayan Günaydın, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın söz konusu düzenlemeyle sanki bu ürünlerin ticareti yasaklanmış gibi bir algı oluşturup kamuoyunu yanılttığını iddia etti.

"TÜRKİYE'NİN BU ÜRÜNLERE İHTİYACI YOK, HALK SAĞLIĞIYLA OYNANIYOR"

Günaydın, "GDO'ların ticaretinin birkaç küçük istisnayla serbest bırakılması, bu alandaki kararların devlet memuru ağırlıklı bir Komite'ye bırakılması, yine Bakanlık tarafından seçilecek uzmanlar listesinden görüş alınması gibi hükümler, halk sağlığı alanındaki tehlikenin açık görünümleridir. Siyasilerin ve şirketlerin baskısına direnebilecek bağımsız bilim otoriteleri yerine güdümlü organizasyonlar yeğleyen Yönetmelik, bundan da öte, bir Bakan talimatı ile her an değiştirilebilecek konumdadır" dedi.
.....


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 4 11 2009, 14:24
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Mecliste yasa çıkarılmadı, tartışılmadı.
GDO'lar yönetmelikle kontrol edilecek ... miş.
Yönetmelik:

QUOTE

Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmeliğe göre, herhangi bir ürün toplamda en az yüzde 0.9 oranında GDO'lardan bir ya da birkaçını içeriyorsa GDO'lu ürün olarak kabul edilecek.

GDO'lu ürünler, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleriyle bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılamayacak.

İnsan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünleri ithal edilemeyecek, piyasaya sunulamayacak.

Gıda veya yemin yüzde 0.5'ten fazla izin verilmeyen GDO içermesi halinde ithalatına, işlenmesine, nakline, dağıtımına ve satışına izin verilmeyecek.

Yönetmelik hükümlerine aykırı olan GDO'lu gıda ve yemlerin işleme ve tüketim amacıyla ithali, piyasaya sürülmesi, tescili, ihracatı ve transit geçişleri yasak olacak.

Bir ürün ancak izin verilen sınır olan yüzde 0.9'un üzerinde GDO içermesi halinde bu durum etikette ayrıca belirtilecek. Yüzde 0.9'un altında GDO içeren ürünlerde ise bu zorunluluk yok.

GDO'suz ürünlerin etiketinde ise ürünün GDO'suz olduğuna dair ifadeler bulunmayacak.

Her bir GDO için bir defaya mahsus olmak üzere komiteler tarafından risk değerlendirmesi yapılacak.

İzin karar belgesinde belirtilen koşulların ihlali veya olası zarar ve risklerle ilgili yeni bilimsel bilgilerin edinilmesi, kullanım sonucunda olumsuz sonuçların ortaya çıkması durumunda iptal edilecek.
http://www.cnnturk.com/2009/ekonomi/genel/...49.0/index.html

cek cak cuk cok.

Bakanlığın açıklaması:

QUOTE

Tarım Bakanı'ndan Meclis'e GDO brifingi
....
"Bu yönetmelikle ilgili söylenenler yanlıştır. Kamuoyunu yanlış yönlendirmeye matuftur. Bu yönetmelik, GDO'nun Türkiye'ye fiili olarak girmesini kesinlikle engelleyen bir yönetmeliktir" dedi.
.....


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 4 11 2009, 17:51
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Türk çiftçisi bilinçleniyor.

Özel olarak yazının tümünü kopyalıyorum.

user posted image

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aTy...9&CategoryID=85
QUOTE

10 SORUDA GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR


1 - Çiftçilerin hasattan tohumunu ayırma hakkı ihlal ediliyor mu?

Bilindiği gibi biz köylüler geleneksel (bilge) köylü tarımcılığında yeniden ekilmek üzere ürettiğimiz ürünümüzden tohumluğumuzu ayırabiliyor ve saklayabiliyorduk. Bu amaçla Tarım Bakanlığı tarafından köylerde kurulmuş olan selektör dairelerinde, ürünümüzden ayırdığımız tohumlukları yabani tohumlardan ayırıyor, yeterli irilikte ve olgunlukta olanları seçiyor, kullanıyorduk. Üretimimizi bu şekilde ayırdığımız tohumluğumuzla özgür bir biçimde sürdürüyorduk. Tarımı ve çiftçiyi var eden, tarımsal üretimin günümüze kadar sürmesini sağlayan bu bitki üretme hakkımız ilkönce selektör dairelerinin kapatılması, daha sonra da dışarıdan tohum alımının serbest bırakılmasıyla budanmaya başlandı.
Ardından milyarlarca çiftçiye ait olan bitki üretme hakkı şimdilerde sayıları 10’u bulmayan tohum şirketlerine tohumları patentleme izni verilerek elimizden alınıyor. Biz çiftçilerin ürettiğimiz ürünümüzden tohumluğumuzu ayırma hakkımız elimizden alınıyor.
Aslında genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretim yapan ülkelerin çiftçileri genetiği ile oynanmamış tohumlarla üretim yapmak istiyor. Kanada’da genetiği değiştirilmiş tohumla üretim yapan 1.566 çiftçi arasında yapılan bir araştırma bu durumu kanıtlıyor. Araştırmada 1.566 çiftçinin % 83’ü genetiği ile oynanmış tohum kullanmaya karşı olduğunu ve üretimde kullanmak istemediğini belirtmiştir. Kanadalı çiftçiler genetiği değiştirilmiş tohumla üretime karşı olma gerekçelerini;
a. Kazançlarının düştüğü,
b. Gıda arzının şirketlere geçtiği,
c. Doğal bitkilerin ve ürünlerin risk altına girdiği,
d. Piyasa kaybına uğradıkları şeklinde belirtmişlerdir.
Kanada örneğinde olduğu gibi biz Türkiyeli çiftçilere zarar ettirecek, sadece şirketlere bizim sırtımızdan kazandıracak genetiği değiştirilmiş tohumla üretim yapmak istemiyoruz.

2- Canlıya Sahip Olmak Mümkün müdür, Bu Mümkün Olmalı mıdır?

İnsanoğlunun tarıma başladığı ilk yıllarda buğday yabancı bir ottu. Olgunlaştığı zaman başakları çatlar, tohumları da toprağa saçılırdı. Buğdayın doğadaki devamlılığını sağlayan buydu. Ancak bu durum tohumun toplanarak üretim yapılmasına olanak vermiyordu. Kadın çiftçiler önce bu başaklar arasında tohumlarını saçmayanları seçmek suretiyle üretime başladılar. Yani doğada, tohumluğunu ekme, seçtiği tohumu tarlaya saçma yöntemiyle ıslah çalışmaları yapmaya başladılar ve böyle yapageldiler. Ekseriyetle kadınlar bu, ıslah ve geliştirme çalışmalarını laboratuarlarda değil, doğanın bağrında uygulamalı olarak yaptılar. Bu süreç ve üretim tarzı on binlerce yıldır sürmektedir. Buğday, arpa, çeltik ve daha birçok bitki kadın çiftçilerin binlerce yıldır sürdürdüğü ıslah çalışmaları ve bilgeliğiyle bugüne kadar geldi. Bu, ürün çeşitliliğini hem artırdı hem de devamlılığımı sağladı.
Bu gerçeklere rağmen şirketler bugün kendilerini yeniliklerin ve fikri mülkiyetin tek kaynağı olarak görmekte ve anlatmakta sakınca görmüyorlar.
Şirketler, aslında bir bitkiyi doğal yaşam alanı olan ortamdan alarak bitkinin genleriyle laboratuar ortamlarında oynuyorlar. Sonra da genini değiştirdikleri bitki için patent alıyorlar. Patentini aldığı “bitkinin sahibi benim” diyerek o canlının sahibi oluyorlar. Yani bir tür gen korsanlığı, “hırsızlığı” yapıyorlar. Oysa genleri ile oynadıkları bu canlı(lar) yüzyıllardır zaten doğada yaşaya gelmektedir.
Ayrıca eğer şirketler istemezlerse bu bitkilerin ürününden insanlar ve hayvanlar da yararlanamayacak. Neden? Şirketlere patent yoluyla canlıya sahip olma hakkı tanındığı için!

3- Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar İlaç Kullanımını Azaltır, İlaç Fiyatını Düşürür mü?

Şirketler ürettikleri kimyasallarla topraklarımızı ve sularımızı önce kirlettiler. Şimdi de “doğa kirlendi, toprak, su, insanlar ve diğer tüm canlılar tehlike altındadır” diyor, genetiği değiştirilmiş tohum kullanmamız gerektiğini empoze ediyorlar. Böylece daha az ilaç kullanmış olacağımızı, felaketlerin de önünü alacağımızı propaganda ediyorlar.
Ancak gerçekler tohum ilaç ve gıda şirketlerinin söylediği gibi değildir.

Kanıtlar:
a. Ekilebilir tarım arazilerinin %74’ünde soya, mısır ve pamuk yetiştiren Arjantin’de, 1996 yılında 13,9 milyon litre glyphosate kullanılmış. 2008 yılına gelindiğinde Arjantin’de ilaç kullanım miktarı 200 milyon litreye ulaşmış. 1996 yılından 2008’e GDO’lu soya ekim alanı 5 kat, yabancı ot ilacı gloyphosate kullanımı 14 kat artmıştır.
Bu nedenle genetiği değiştirilmiş tohumla ürün yetiştirilmesi, kullanımı ve satışının ülkemiz genelinde yasak olarak kalması önemlidir.
b. Peki, genetiği değiştirilmiş tohumlar ve kullanılan ilaçlar ucuz mudur, bir de buna bakalım isterseniz.
Şirketler bir kez genetiği değiştirilmiş tohumla üretimi yaygınlaştırdıktan sonra çiftçiler, tohum şirketinin tohumuna, üretim modeline ve fiyat belirlemesine teslim olur. Her yıl tohumu daha yüksek fiyatla almak zorunda kalır. Yani elini bir kez veren çiftçi bir daha kolunu tohum şirketlerinden kurtaramaz.
Örnekler:
• ABD’deki genetiği değiştirilmiş tohumların başını çeken soya tohumunun ortalama fiyatı 2006-2008 yılları arası iki yıllık süreçte % 50’den daha fazla arttı.
• Roundup herbisitin perakende fiyatı Aralık 2006’dan Haziran 2008’e iki yıldan daha az bir sürede % 134 artış gösterdi.
Biz çiftçiler biliyoruz ki, doğal denge korunabildiği oranda daha az, doğanın bozulduğu oranda daha fazla girdi (ilaç, gübre v.s.) kullanmak zorunda kalırız.
Demek ki, genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretim yapıldığında hem ilaç kullanımı hem de ilaç fiyatı sürekli artıyor. Yani ilaç ve ecza şirketleri zenginleşiyor, çiftçiler yoksullaşıyor!

4- GDO Verimliliği Arttır mı?

Şirketler, genetiği değiştirilmiş ürünler “açlığa çare, çiftçiye bol kazanç getirir” diyorlar. Bu kocaman bir kuyruklu yalandır!
Kanıtlar:
4.1 ABD üniversiteleri tarafından yapılan testlerde genetiği değiştirilmiş soyanın diğer soyalara göre % 5,3 daha az verimli olduğu tespit edilmiştir. Nebraska Üniversitesi agroministlerinin (bitki bilimcilerinin) 2001 yılında yaptıkları çalışmalarda da veriler aynı sonuç elde edilmiştir. Kansas Devlet Üniversitesi’nin yaptığı çalışmalarda ise genetiği değiştirilmiş soyanın verimliliğinin % 9 oranında daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır.
4.2 ABD’de pamuk ekim alanlarının % 86’sında genetiği değiştirilmiş pamuk ekimi yapılmaktadır. ABD’de genetiği değiştirilmiş tohumla üretilen pamuğun verimi ise 933 kg/ha civarındadır. Çin’de pamuk ekim alanlarının % 68’i, Hindistan’da % 76’sı, Arjantin’de % 95’i genetiği değiştirilmiş tohumlarla yapılmaktadır. Çin’de verim 1.313 kg/ha., Hindistan’da 553 kg/ ha, Arjantin’de 483 kg/ha’dır.
Türkiye’de ise genetiği değiştirilmemiş tohumlarla yapılan pamuk üretimindeki verimlilik hektara 1.334 kg/ha’dır. Dünya pamuk verim ortalaması ise 775kg/ha’dır.
4.3 Genetiği değiştirilmiş Roundup Ready’li kanola mahsulünde % 40 oranında artış iddialarına karşı Avustralya, “yapılan denemeler bizim ulusal ortalamamızın % 17 altında olmuştur” diye açıklamalarda bulunmuştur.
Bu sonuçlardan da anlaşılacağı gibi genetiği değiştirilmiş tohumlarla yapılacak üretim, verimliliği arttırmayacağı ve biz çiftçilere kazandırmayacağı gibi açlığa da çare olmayacaktır.

5- Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar Yoksulluğa Çare midir?

Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar üreten şirketlerin bir başka propagandası “genetiği değiştirilmiş tohumlar yoksulluğa çaredir” söylemidir. Bu da doğru değildir!

Kanıtlar:
Paraguay, genetiği değiştirilmiş soya ekim
alanı bakımından dünyada yedinci sıradadır.
Fakat Paraguay köylülerinin % 40’ı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
Güney Afrika’da 2000 yılından bu yana
genetiği değiştirilmiş pamuk eken çiftçi sayısında 4 kata yakın bir azalma görülmüştür.
Arjantin’in bitkisel üretiminin%75’igenetiği
değiştirilmiş tohumlarla gerçekleşmektedir.
Arjantin, 1970’lerde Latin Amerika’nın refah
düzeyi en yüksek, fakirlik oranı % 5 olan
bir ülkesiydi. Genetik tohumla üretimi
artan Arjantin 2002’lere geldiğinde fakirlik oranı % 51 ‘e yükselmiştir. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim öncesinde Arjantinli çiftçiler ve tüketiciler
zor zamanlarda kendi yiyeceklerini kendileri ekerek/üreterek karınlarını doyurabilmişti.
Ancak genetiği değiştirilmiş tohumla üretimin yaygınlaşmasından sonra kendilerine ait yerel tohumları, yerel tohumla üretim yapma bilgilerini ve araçlarını yitirdiklerinden dolayı bu mümkün olmamıştır.
Hint tarımına genetiği değiştirilmiş tohum şirketleri egemen olmaya başladığından bu yana artık çiftçilerin hangi ürünleri yetiştireceğine şirketler karar veriyorlar. Şirketlerin burada uyguladığı sömürü sistemi dayanılmaz bir hal almış durumda. Hindistan’da genetiği değiştirilmiş tohumlarla pamuk yetiştiren çiftçilerden ipoteğini ödeyemeyen çiftçiler canlarına kıymaya başladılar. Hindistan’da 1997-2007 arasında intihar eden çiftçilerin sayısı İçişleri Bakanlığı verilerine göre 182 bin 936. 2008 rakamlarının 16 bine yaklaştığı belirtiliyor. Sadece 2009’da hayatına son veren çiftçi sayısı 2000’i geçmiş.
Büyük tarım ve ilaç tekelleri ürün ve pazar denetimini ele geçirdiği oranda yoksullaşmanın oranı da artıyor. Tarımsal üretim endüstrileştikçe, kimyasal kullanımı artıyor. Genetiği değiştirilmiş tohum kullanıldıkça önce toprak yoksullaşıyor, ardından da çiftçiler. Çiftçiler ya canlarına kıymak zorunda bırakılıyor, ya da kendi toprakları üzerinde köle durumuna düşürülüyor.

6- Genetiği değiştirilmiş tohum üretimi toprağa zarar verir mi?

Toprak üretimin beşiğidir. Tohum iyi bir toprak ile buluştuğunda sağlıklı gelişebilir. Ancak tohumumuzu saçacağımız toprak özelliğini kaybetmişse normal tarımsal yöntemlerle ürün yetiştiremeyiz.
Bilindiği gibi bir hektar toprağın içerisinde 2 tondan fazla canlı yaşamaktadır. Bu canlıların sürdürdüğü yaşam ve faaliyet topraktaki ham gıdaları parçalar, bitkilerin alabileceği besin şekline dönüştürür. Toprağı dönüştüren canlılar, fareler, solucanlar, böcekler ve diğer canlılar ile faydalı mikroorganizmalardır. Bu canlıların dönüştürdüğü besinleri alabilen bitkiler gelişir ve bize ürün verirler. Biz de bu ürünleri satarak geçimimizi, tüketerek de yaşamımızı sürdürürüz.
Ancak bitkiye verdiğimiz ilaç, toprağa saçtığımız sentetik gübre, toprakta dönüştürücü görev gören bu canlıları zehirler ve öldürür. Bitkiler için gıda hazırlama faaliyeti toprakta yavaşlar ve toprak bitki besini açısından yoksullaşır. Bitkiyi besleyemez olur.
Kimyasal girdilerin yanında genetiği değiştirilmiş tohumların da toprağın yapısını bozduğu belirlenmiştir. Şöyle ki;
Bacillusthurigiensisin (Bt)toksinleri genetiği değiştirilmiş ürünlerin örneğin mısırın içinde % 25 oranında bulunmaktadır. Bunlar toprağı zehirler. Bitki artıklarını parçalamaya kalkan toprak canlıları (mikro organizmalar dahil) bu bitkileri ısırınca zehirden etkilenir. Bu yolla toprak içinde yaşayan canlılar da zarar görür. Topraktaki canlıların zarar görmesiyle verimlilik düşer.
Bu nedenle, dikkat! GDO’lu tohumlar topraklarımız ve dünyamıza bırakılmış birer saatli bombadır!

7- Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar Biyolojik çeşitliliğe Zarar Verir mi?

Bizler, arı olmazsa ağaçlarımızın ve sebzelerimizin meyveye yatmayacağını, solucanlar olmazsa toprağın bitkilerimizin büyüyüp serpilmesi ve ürün vermesi için gerekli besini sağlayamayacağını, fareler olmazsa toprağın havalanamayacağını, yılan olmazsa her tarafı farelerin basacağını, leylekler olmazsa yılanların ve buğdaya zararlı haşerelerin daha da çoğalacağını v.s. bilir ve bu sonsuz zincirin tüm halkalarını sayabiliriz. Kısacası doğadaki her canlının yaşamı bir başka canlının yaşamı için, hepsinin varlığının da doğanın varlığının sürmesi için gerekli olduğuna inanırız. İşte biz çiftçiler yaşamı öyle anlarız. Ama bizim yaşam dediğimiz şeyi şirketler yaşam olarak görmüyor. “Bu çeşitlerin patentini alayım, ele geçireyim benim şirketimin malı olsun. Yalnız benim şirketimin sermayesi olsun, ondan yalnız ben kazanç elde edeyim” istiyor.

7.1. Genetiği değiştirilmiş tohumlar tarlada durduğu gibi durmuyor!

Bitkilerin üremesini sağlayan polenler sınır tanımaz. Polenler tarladaki bitkinin üzerinde durduğu gibi durmaz. Bütün bitkilere ulaşır, soyunu sürdürmek için genetiği değiştirilmiş tohumlarla yetişen bitkilerin polenleri de rüzgâr, arı veya diğer böcekler yoluyla başka bitkilere bulaşır. Normal organik yetiştirilen bitkiler ile kimyasallarla üretilen bitkilerin yanında yabani akrabalarına da bulaşır. Onu çeşit olarak ortadan kaldırır. Kendisine benzetir. Geçtiğimiz yıllara kadar kültür bitkilerinden yabani akrabalarına gen kaçışının mümkün olmadığını söyleyenler, 2007’de İngiltere’de genetiği değiştirilmiş kolzadan yabani akrabası olan Yabani Hardal’a gen geçişinin ispatlanması karşısında şaşırıp kaldılar. Görüldüğü gibi genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretim sonucunda yerli gen kaynakları zaman içinde azalır. Sadece şirketlerin patent yoluyla ele geçirdikleri çeşitlere muhtaç kalabiliriz. Şirketler bu yolla çiftçiler ile birlikte hem tüketicileri sömürür hem de biz çiftçileri kendilerine bağımlı kılıp köleleştirirler!

7.2. Genetiği değiştirilmiş tohumlara konulan ilaçlar yararlı canlıları da yok ediyor!

Genetiği değiştirilmiş tohum ile yapılan üretimin sonucunda azalan sadece bitki türü olmaz. Tohumun içine konulan ilaç kurtçukları, böcekleri ve kuşları da öldürür. Mısırdaki Bt genleri sadece kurtçukları öldürmez, koçan kurtlarının yanı sıra başka yararlı böcekleri de öldürür. Zarar gören kuşlar ve böceklerin doğada yerine getirmesi gereken görevleri de aksamış olur. Böylece bütün canlıların yaşadığı doğa zarar görür.

7.3. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim biyolojik çeşitliliği azaltıyor!

Biyolojik çeşitlilik tarımsal verimin yüksek olmasında etkili ve bir yere bağımlı olmadan üretimini devam ettirebilmesi için gereklidir. Türkiye biyolojik çeşitlilik konusunda zengin bir ülkedir. Biyolojik çeşitlilik açısından Avrupa’daki tüm ülkelerin biyolojik çeşitliliğinin üçte ikisinden daha fazla türe tek başımıza sahibiz. Türkiye’nin endemik tür (yalnız Türkiye’de yetişebilen tür) çeşitliliği 3000’in (3 bin) üzerinde. Ancak genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretim biyolojik çeşitliliği hem azaltır hem de üretimin devamlılığını genetiği değiştirilmiş tohum şirketlerine bağımlı kılar.

7.4. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim daha fazla ilaç, gübre ve petrol gerektiriyor!

Geniş alanlarda az çeşitle yapılan üretim daha fazla makine, dolayısıyla daha fazla petrol, daha fazla ilaç ve kimyasal gübre kullanmayı gerektirir. Bu da ülkeyi baştan başa yeşil çöl haline getirmekten başka bir işe yaramaz. Bu arada mono (tek çeşit ürün) ekiminin yaygınlaşması geleneksel ürün çeşitlerinin ortadan kalkmasına, yok olmasına neden olur.

7.5. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim tarımda istihdamı azaltıyor!

Şirketler kendi kârları için biyolojik çeşitliliği yok edecek olan mono kültüre (tek ürün ekimine) dayalı üretime zorluyorlar. Mono kültür üretimde fazla işgücü kullanılmadığı için çiftçiler toprağından işinden olur, işçileşir. Bütün bu topraksızlaşan ve işsiz kır işçilerine dönüşen çiftçiler ne olacak? Bu üretimin ve çiftçiliğin devamlılığı açısından önemli bir risk değil midir?
Bu faktörler gözetilmezse, genetiği değiştirilmiş organizmalar orta dönemde tarımsal ve toplumsal bir cinayete dönüşecektir. Genetiği değiştirilmiş tohumla üretim tarzında çiftçiler toprağa bağımlı köle olacaktır. Tüketiciler seçeneksiz, önlerine konulan sağlıksız gıdaları tüketmeye mahkûm edilecektir. Doğa ise onarılamaz yaralar alacaktır.
Bu nedenle bir kez daha diyoruz: Dikkat! GDO’lu tohumlar topraklarımız ve dünyamıza bırakılmış birer saatli bombadır!

8- Gen Mühendisliği Hayvan Yetiştiriciliğinde Sağlıklı ve Başarılı Olmuş mudur?

Sadece bitkisel üretimde değil hayvan yetiştiriciliğinde kullanılan ve genetik yöntemlerle elde edilen hormonlar felaketlere neden oluyor.
Şöyle ki:
Gen mühendisliği yöntemleriyle üretilen BST veya bovin büyüme hormonu (BGH) hayvan yetiştiriciliğinde tüketiliyor.
Kısa sürede bol paraya kavuşmayı arzulayan besiciler, hayvanlara aşırı kilo aldıran, yasa dışı ilaçlara yönelir. Hormon vazifesi gören Ralgro ve Synovex isimli ilaçlar, kiloyu yüzde 15-20 arası arttırıyor. Ancak hormonlu eti yiyen kişilerin hormonal yapısı bozuluyor. Hormonlu et kısırlık, cinsel güç kaybı ve kalp hastalıklarına sebep oluyor. Prof. Dr. İrfan Erol, ilaçların hayvanın etinde bırakacağı kalıntı ile insanlara geçebileceğine dikkat çekiyor. Erol; “hormon çocukların erken buluğ çağına ulaşması, dişilik hormonu alan erkek çocuklarda göğüslerin büyümesi gibi etkiler gösteriyor. Erkek ve kadınlarda karşı cinse benzer fizyolojik değişiklikler görülebiliyor” diyor.19 Ayrıca bu yolla prostat ve meme kanserine davetiye çıkarmış oluyoruz. Adı geçen ilaçlar bu nedenle 17 yıl önce Avrupa’da yasaklanmıştır. Dişilik hormonu östrojen içeren Ralgro ve Synovex, ithalatı, imalatı ve kullanılması 1992 yılında yasaklanmasına karşın çok kolay bulunabiliyor.

9-Gıda kriziyle genetik tohum üreticilerinin ilişkisi var mıdır?

Tarımsal ürünler artık gıda şirketleri tarafından dünya borsalarında alınıp satılıyor. Gelecek üç yılın temel besin maddelerinin gıda şirketleritarafından dünya borsalarındaki işlemlerle satın alındığı söyleniyor. Tohuma sahip olup üretime yön veren aynı şirketler borsa yoluyla besin maddelerinin de sahibi olmuş oluyor.
Borsada tarımsal ürünleri ucuza alan bu şirketler satışta pahalı satıyorlar. Yoksullar bu yüksek fiyatlı gıdaları alamıyor. Dünyada herkese yetecek ve artacak kadar gıda varken insanlar açlıktan yaşamlarını kaybedebiliyor. Sonra da “dünyada gıda krizi var” deniliyor.
Gıda krizinin bir başka etkeninin agro-yakıt (bitkisel yakıt) olduğu belirtiliyor. Enerjiyi kontrol altına almak isteyen şirketler tarımı enerji kaynağı olarak görüyor, o amaç doğrultusunda kullanmaya çalışıyor. Başka bir deyişle şirketler, tarımı “gaz istasyonu” haline getirmek istiyor. Geniş alanlarda enerji elde etmeye yönelik yapılan üretimde genetiği değiştirilmiş tohumların kullanıldığı biliniyor. Bu yanıyla da genetiği değiştirilmiş tohumların gıda kıtlığının nedeni olduğu, gıda fiyatlarının artmasında etkili olduğu ortadadır.

10- Genetiği Değiştirilmiş Ürünler Sağlıklı mıdır?

Genetiği değiştirilmiş soyanın insanlarda alerji oluşturduğu kesinleşmiştir. Genetiği değiştirilmiş patatesleri yiyen farelerin bağışıklık sisteminin ciddi biçimde bozulduğu da tespit edilmiştir. Bitkilere aktarılan genlerin çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımı sırasında genetiği değiştirilmiş bitkilerin seçilebilmesi için antibiyotik dayanım izleme genleri kullanılmaktadır. Antibiyotik dayanım izleme genleri insan ve hayvan bünyesindeki bakterilere yatay olarak geçer. Bu da insan ve hayvan bünyesindeki genleri antibiyotiğe dayanıklı hale dönüştürür. Bu dönüşüm sağlık açısından büyük risk oluşturur ve bağışıklık sistemini çökertir. Kısacası, GDO’lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anormalleri ve kısırlık gibi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır.

Kanıtlar:
İskoçya Rowett Enstitüsü’nden Dr. Arpad Pusztai’ın genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görüldü.
Rus Bilim İnsanı İrina Ermakova’nın genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği farelerin yavrularının % 55,6’sı doğumdan üç hafta sonra öldü. Normal soyayla beslediği yavruların ise sadece % 6,8’i öldü. Genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği fare yavrularının % 36’sının normal doğum ağırlığının altında doğduğu belirlendi. Bu deneme üç kez tekrarlanıp aynı sonuçlara ulaşılınca, Ekim 2005’te bilimsel bir panelde kamuoyu ile paylaşıldı.
Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı’nın finansmanıyla Viyana Üniversitesi’nce
2008 yılında yapılan bir çalışmada, genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen farelerin 3-4 nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlendi.

Caen Üniversitesi’ndeki CRIIGEN’den Prof. Seralini’nin Grubu: Rounduop herbisid seksüel hormonları bozuyor.
Caen Universitesi’deki CRIIGEN’den Prof. Seralini’nin grubu, Dijon Universitesi’nden Prof. Chagnon’un grubuyla beraber, yeni doğan bebeklerin göbek bağı hücrelerinde çok az derecede Roundup toksini olduğunu gösterdikten sonra yeni bulgularını açıkladı.
Örneğin Birleşik Devletlerde GDOlu gıdalarda izin verilen Roundup kalıntısından (çok az) 800 kez az olan herbisid erkekleşme hormonu androjenin hareketini engelliyor.


KAYNAKLAR:

1 Doktor Stephane McLachlan ve Rene Van Aker, doktor Lan Mauro; Çevre Bilimleri ve Kirlenmesi Araştırma Dergisi

2 Douthwaite, B. (2002) Enabiling ınnovation-a Practical Guide to Understanding and Fostering Technological Change, Zeed Boks, London. Aktaran: Tayfun Özkaya; “Türkiye Tohumculuğu ve İşletmelerinin Tasfiyesi” s. 255. Mülkiye Dergisi, Bahar 2009/262

3 Kaynak: ABD Tarım Bakanlığı Raporları-2006 Aktaran: Ahmet Atalık

4 Veriler; Friends of the Earth Europe (FOEE), Who Benefits from GM Crops, issue 1 16, February 2009’dan derlenmiştir.

5 Veriler: Ahmet Atalık; “Sofralarımızdaki Tehlikeye Dikkat! ‘GDO’lar’, makalesinden derlenmiştir.

6 Kaynak: USDA Foreign Agricultural Services http://www.gmo-compass. org

7 http://www.non-gm-farmers.com Kasım 2004

8 Veriler: Ahmet Atalık; “Sofralarımızdaki Tehlikeye Dikkat! ‘GDO’lar”, makalesinden derlenmiştir.

9 F.William Engdahl; “Ölüm Tohumları”, s. 195

10 F.Wıllıam Engdahl; “Ölüm Tohumları”, s. 192

11 Bilgiler: “Gıda soykırımdır”, http://www.gidahare keti.org/ Gdo-
Soykirimdir- -64-haberi. aspx derlenmiştir.

12 Bu bilgi, F. William Engdahl; “Ölüm Tohumları”, s. 246’dan alınmıştır.

13 Yapılan denemeler genetiği değiştirilmiş mısırın polenlerini rüzgârın 35 km mesafeye kadar taşıdığı belirlenmiştir. Arıların ise bir seferde 5 km uzağagidebildiği bilinmektedir.

14 Arca Atay; “GDO’ların Tarımsal Etkileri” Genetik Yıkıma Karşı Ekolojik Devrim, Ekoloji Kolektifi Broşürü, 2009

15 Prof. Dr. İrfan Erol; Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojileri Bölüm Başkanı

16 Kaynak: Ali Rıza Karasu, Murat Yüksel; “Kurbanlık hayvanları hormon ilacıyla besliyorlar” Zaman Gazetesi, 17 Kasım 2007 20 Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği ekipleri Ankara’da bir çiftlikte büyükbaş hayvanlara Ralgro ve Synovex adlı ilaçları suçüstü yakalandı. Yapılan aramalarda 750 doz Synovex ve Ralgro marka ilaçlar ve bu ilaçların enjeksiyonunda kullanılan 6 adet aparat ele geçirildi. Zanlılar tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Zaman Gazetesi-13 Kasım 2007

17 Kaynak: Press Release CRIIGEN - July 2nd 2009*


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 10 11 2009, 11:45
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


QUOTE

GDO çocukları!(*)


Bir zamanlar, bizim sert Anadolu buğdayımız vardı. Ekmeklerimiz bugün ancak Avrupa’daki ekmeklerde bulabildiğimiz tok lezzette ve francalamız, Fransız bagetinin çıtır tadındaydı.

Son yıllarda değerini anlayıp “al dente” pişirmesini nihayet öğrendiğimiz İtalyan makarnalarının en iyisi sert buğdaydan üretilir. Ama tam da biz makarnanın tadına vardığımız sırada kayboldu, tarihe gömüldü sert Anadolu buğdayı ve “al dente” pişirilecek diri makarnayı artık üretemiyor Türkiye...

Yerine, sünger gibi ekmekler, kaynar suya atılır atılmaz ölmüş solucana dönen makarnalar, toz kıvamında, yoğunluksuz un veren ve zaten “tohumluk” vermeyen, dolayısıyla bir ekimden ötekine soyunu sürdüremeyen, çiftçiyi her yıl yeniden çokuluslu şirketlerin geliştirdiği tohumlar almak zorunda bırakan buğday cinsi ekiliyor Anadolu’ya...

Bu çokuluslu şirketlerin en büyükleri, Monsanto, Cargill, Bung, DuPont, Syngenta ve Bayer adlarını taşıyor ve adlarından tahmin edebileceğiniz gibi, bazıları kimya ve ilaç sanayii devleri.

***


Bir zamanlar, bizim içi sapsarı, sulu, lezzetli ve kütür kütür patateslerimiz vardı. Etli patatesin patatesi dağılmaz, haşlanmışı boğaza tıkanmaz, kızartması yumuşayıp bayılmazdı. Halen Fransa’da tam 12 çeşit patates ve birbirinden şiirsel adları var: Re Adası, Bonnotte, Ratte, Charlotte, Juliette, Pompadour, Chérie, Fontenay Güzeli, Amandine, Vitelotte, Roseval, Auvergne Mavisi.

Oysa bugün Türkiye’ye taze diye küçüğünü, olgun diye büyüğünü yedirdikleri TEK çeşit patates, beyaz, unlu, tatsız ve dolayısıyla en adisi, isimsiz olanı...

Kelle gibi Bursa şeftalilerimiz küçüldü, birbirinden lezzetli elma çeşitlerimiz üçe indi, zaten çoğu da ithal, biberlerimiz azmanlaştı, çekirdekli ve mis kokulu yerli muzu ara ki bulasın, domatesler tatsızlaştı, dantel gibi maydanozlar kereviz sapına döndü, zaten kereviz sapı da çalıya benzedi, etlere su şırınga ediliyor ki yumuşacık olsun, siz de dinlendirilmiş et yediğinizi sanarak et parasına suyla beslenin... Gıda emperyalizmine teslim olan devlet, gıda kodeksini değiştirdi, yoğurt üretimindeki yüzde 12 katı madde koşulunu kaldırdı, artık sulandırılmış sulu süte ithal süt tozuyla üretiliyor yoğurtlar. Türkiye, yoğurdun geleneksel tadını da böylece kaybetti. Hatta ağzı batılı taama alışanlar, “diyet” diye satılan bazı çeşitlerin domuz etinden elde edilen “ithal jelatin” katılarak sertleştirildiğini bilmeden, bu sütü bozuk ürünleri yağsız yoğurt diye yiyorlar...

***


Türkiye’deki GDO tartışmalarını ibretle izliyor ve merak ediyorum: Ülkemizdeki istisnasız tüm mısır, soya fasulyesi üretiminin GDO ve “tohumluk vermeyen” topyekûn tohumların hem de yıllardan beri genetiği değiştirilmiş organizmalar olduğunu bu tartışmadan önce kaç kişi biliyordu, acaba?

Yukarda saydığım GDO olmayan soysuzlaştırılmış sebze ve meyveler de yine insan eliyle laboratuarlarda yaratılmış “hibrid”ler zaten...

Ülkemizde yerli tohumculuk bitirildi, geleneksel tarım bitirildi, hayvancılık bitirildi, sütçülük bitirildi, milyonlarca kişi işsiz kaldı, kentlere yığıldı, dünya kadar işlenmemiş toprak, istihdam yaratacak toprağa bağlı üretim sektörleri çökertilirken... En az alanda, en az insan gücüyle, en çok ürünü veren, dolayısıyla yoğun kimyasal ilaç ve gübre kullanımıyla toprağı ve tabii ürünü zehirleyen entansif tarım, gerek büyük, gerek küçük baş hayvanları “işkence” altında yetiştiren, dolayısıyla (özellikle tavuklarda) acı birikimi toksinlerin tüketilen etle birlikte insan vücuduna geçmesinin baş sorumlusu, sanayi hayvancılığı pompalandı. Bu entansif tarım ve hayvancılık politikasının sonuçlarını, kanser ve alerji hastalıklarının hızla artışında, giderek daha çok çocuğun neredeyse kanserle birlikte doğuşunda görüyoruz...

Hepsi Batılı, ama hemen hepsi Amerikan ağırlıklı çokuluslu şirketler, özellikle tohumculuk alanında gelişmekte olan ülkelerin önce “tahıl” üretimini ele geçiriyorlar. Türkiye yönetmeliği beklemedi, çoktan teslim oldu GDO çocuklarına...

GDO çocuklarının, tahıl ambarı ülkemize neler ettiği, gelecek hafta bu sütunda.

(*) Telif hakkı arkadaşım Elif’e aittir!




--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 10 11 2009, 11:48
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


QUOTE

GDO çocukları (2)


Türkiye’yi yıllardır en geniş kapsamda bir “denek tarlası” olarak kullanan çokuluslu gıda sanayi şirketleri ile onların şürekâsına “GDO çocukları” adını takan arkadaşım, o çocukların siyasal sahada kimlerin zürriyetine denk düştüğünü bilse, korkudan titrerdi...

Basın üzerindeki baskılar, GDO çocuklarının ülkemizdeki temsilcilerini bir bir sıralamamı imkânsız kılıyor. Ama emin olunuz ki, çoook yetkili devletlilerin “yürü oğlum” dediği ve hemen her alanda yaptıkları girişimler birkaç yılda muazzam servetlere dönüşen, zaten sizin de kimler olduğunu gayet iyi bildiğiniz tüm çocuklar bu işin içinde: Babalar imza atıyor, çocuklar ithal ediyor, Türkiye genetiği değiştirilmiş organizma yiyor.

Aynı babaların el etek öperek ve Türkiye’nin en verimli tarım alanını tahsis ederek GDO’lu tohum ürettirip çiftçiyi bu tohumları kullanmaya zorladığı çokuluslu şirketten yediklerimiz de cabası...

***


GDO öldürür mü? Bilmiyoruz. Ama örneğin, GDO’lu soya fasulyesi çok yediği için memeleri çıkan Amerikalı erkeğin, soya fasulyesini artık ağzına koymasa bile ömrünün kısaldığını ve yüzde 80 gibi korkunç bir olasılıkla ömür süresi tükendiği için değil, hormonal sistemi bozulduğu için kanserden öleceğini biliyoruz. GDO’lu besinlerin, insan sağlığına etkilerini anladığımız gün en az on yıldır bu besinleri tüketmiş, dolayısıyla eğer zarar gördüysek, onarmak için çok geç kalmış olacağız.

Sevgili Güngör Uras’ın dün Milliyet’teki yazısında anımsattığı gibi, DDT’nin insanı, toprağı, ürünü nasıl zehirlediği ancak 22 yıl sonra anlaşıldı.

Ben çocukken, dünya basınında elleri omuzlarında çıkmış, kolu bacağı olmayan, ayakları üç parmaklı kongenital bozukluklarla doğmuş çocuk fotoğrafları yayınlanır, altında “thalidomide” kurbanı yazardı. Hamile kadınlara kusmasınlar diye verilen bu ilaç, 1950-60 arasında sadece 10 yıl satıldı ve değişik isimler altında pazarlandığı 52 ülkede, on binlerce çocuğun ölü doğmasına, hâlâ yaşayan 12 bin kurbanın da kongenital bozukluklar taşımasına yol açtı.

Bu ilacı GDO’lu ürünlerin tehlikesine örnek göstermemin bir nedeni var: Thalidomide çocukları, sadece sakat doğmadılar. Hayatta kalanların, ilacın yol açtığı kongenital bozukluğu kendilerinden doğan çocuklara aktardığı anlaşıldı. Başka bir deyişle, Thalidomide, onların genetik haritası, DNA’sını değiştirmişti...

GDO dediğiniz, DNA diye anılan kök yapıyla oynanmış ürünler. GDO’lar ekildikleri tarlada boy atmakla yetinmiyor. Doğal tohumlar ekilen tarlaya bulaşıyor, bir süre sonra onların da genetiğini bozuyor. Böylesine baskın bir organizmanın, insan ve hayvan DNA’sını etkilemeyeceği nasıl öne sürülebilir?

***


Özellikle “kendi kendisini imha eden” tohumları üretmek için kullanılan teknolojinin korkunçluğu, daha adından belli: Terminator.

Terminator teknolojisi (ki, patenti Türkiye’de de faaliyet gösteren Monsanto şirketi tarafından satın alınmıştır), bitkinin DNA’sına dönüşüm gösteren yabancı genler ekleyerek, üzerine basınca patlayan mayın prensibine göre işliyor: Bitkiye, kendi DNA’sını etkisiz hale getiren bir “caydırıcı gen”, ateşleme fitili gibi kullanılan bir “uyarıcı gen” ekleniyor ve “intihar toksini üreten” üçüncü bir genle patlaması, yani kendisini yok etmesi sağlanıyor. Süreç, tohum suyla temas edince işlemeye başlıyor. Dolayısıyla Terminator tohumlarının pimi, satılmadan önce yıkanmakla çekiliyor ve uyarıcı gen, toksin üreten geni harekete geçirerek kendisinden üreyen tahılı “kısırlaştırıyor”, bu tahıldan ekilecek tohum alınamıyor.

Türkiye’de yoğun olarak ekilen ve tohum alınamayan bütün tahıllar, bütün sebzeler işte bu Terminator teknolojisinin ürünü. Bırakın insan sağlığını, böyle bir sistem ülke tarımı açısından ne anlama gelir, herhalde anlamışsınızdır: Çiftçi, ektiği buğday, mısır, pirinç, patates ve adı bile uğursuz kanola gibi sürü sepet yağlı bitkilerden tohumluk alamıyor.

Her yıl GDO çocuklarından yeni tohum satın almak gerekiyor ve bu bağımlılık, Türkiye gibi daha birkaç yıl önce kendisine yeten tarım ülkelerini, parası olmadığı zaman tarım yapamayacak, dolayısıyla aç kalacak konuma getiriyor.


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 11 11 2009, 20:12
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


QUOTE

AB KÖYLÜLERİN TOHUMUNA GÖZ DİKTİ

Hayatlarımız üzerinde kurulan ve bizleri birer köleye dönüştüren gelişmeler çevremizde adeta görülmez hücre duvarları örüyor. İşin kötüsü bunların hepimize birer gelişme, kalkınma olarak sunulması. Kökten tekelcilik bu gelişmeyi görülebilir ve algılanabilir hale getirmeye çalışan bir kavram. Gelin tohum olayı ile bu kavramı açalım.

Biliyoruz ki on bin yıl önce oluşan tarım devriminden başlayarak köylüler tohumları geliştirdiler. Buğday, çeltik, fasulye gibi her üründe her koşula uyan yüz binlerce çeşit tohum çiftçiler tarafından geliştirildi. Örneğin kılçıkları nedeniyle domuzların yemek istemediği buğday çeşitleri hala Anadolu’nun birçok köyünde yetişiyor. Gene tamamen susuz koşullarda yetişen ve hem çok lezzetli hem de besin değeri yüksek buğday çeşitleri var. Üreticiler bu tohumları her sene ayırarak ertesi sene ekiyorlar. Bir hastalık veya sel gibi bir olay karşısında komşularından yeni koşullara uyan çeşitler değişim yoluyla sağlanabiliyor.

Ancak son 20—30 yıldır, dünyada büyük tohum tekelleri gelişme adına bu alana girdiler. Öncelikle on bin yıldır köylülerin geliştirdiği bu çeşitlere babalarının malı gibi el koydular. Bunları doğa değil çiftçiler oluşturmuş idi. Örneğin doğa da buğday yoktur. Bu kültür çeşitlerini doğaya bıraksanız birkaç yılda kaybolurlar. Şirketler bu çeşitleri ufak değişikliklerle patentlemeye başladılar. Şirketlerin çeşitleri çoğu zaman kimyasal gübresiz, ilaçsız veya susuz yetiştirilemiyordu.  Tohum şirketleri aynı zamanda tarım ilaçları alanında da yatırım yaptılar. Böylelikle şirketler sadece kendi çeşitlerine uyan örneğin ot öldürücüler (herbisitler) geliştirdiler. Küçük şirketleri satın alarak dev gibi büyümeye başladılar. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde köylü tohumlarını sıfırlayamadılar. Bunun üzerine yasal alana da el attılar. Tohum kanunlarının çıkarılmasını sağladılar. Bu kanunlarda köylülerin kendi tohumlarını satması yasaklandı. Bu tabii hastalıklardan korunmak adına yapıldı. Hâlbuki şirket tohumları ile de birçok hastalığın yayıldığı biliniyordu. Aldırmadılar. Yasak getirdiler. Irak işgal edildiğinde ülkenin telif hakları yasasını tohumu da içerecek şekilde değiştirdiler. Amerikalı uzmanlar yasayı önce İngilizce hazırladı. Amerikalı general imzayı bastı. Sonra Arapçaya çevrilerek Irak’ın yasası haline getirildi. Türkiye’de tohum yasası hiç ilgisi yok iken Avrupa Birliğine uyum yasaları paketi içine atıldı. Karşı çıkmak isteyenler bu şekilde demokrasi düşmanı olmakla bile rahatça suçlanabilecekti. Bunlar yapılırken birçok güya çiftçi kuruluşu tam siper olarak olanları görmezden geldi.

Yasaya kaşı çıkanlar verimliliğe kaşı çıkmakla suçlandı. Hâlbuki verimli dedikleri bu tohumlardan üretilen ürünlerin bırakın ilaçlarla, gübrelerle zehirli hale gelmiş olmasını, besin maddelerince de fakir olduğu gözlerden uzak tutulmaya çalışıldı. Üniversitelere projeler vb. yollarla imkânlar sağlanarak çoğunluğunun bu zulmü görmemesi ve ilgilenmemesi sağlandı. Devletin sertifikalı tohum kullananlara prim vermesi sağlanarak bu yönden de şirket tohumları desteklendi.

Şu anda bir köylünün kendi tohumunu örneğin bir pazarda satması yasaktır aslında. Engel olmuyorlarsa henüz bunu yapacak cesareti kendilerinde bulamadıklarındandır.
Türkiye’nin de imzaladığı “Gıda ve Tarım İçin Bitki Genetik Kaynakları Uluslararası Anlaşması” çiftçilerin kendi tohumlarını satmalarını teşvik ediyorsa da bu ülkemizde ve birçok ülkedeki tohum veya fikri mülkiyetler yasalarında ihlal edilmiştir. Şimdilerde ülkemizde hazırlanmakta olan “Bitki Genetik Kaynaklarının Kayıt Altına Alınması Hakkında Yönetmelik Taslağında” ise yerel tohumların şirketlere satılması Tarım Bakanlığının bir hakkı olarak gösterilmektedir. Tabii şirket güya bu kaynaktan yaralanarak değişiklik yapmış olacaktır. Yerel topluma ait olan bir kaynak patentlenmek veya benzeri bir telif hakkı edinilecek şekilde bir şirkete devlet tarafından bile satılamaz.

Şimdi görüyoruz ki daha önceleri köylülerin zevkle yaptıkları tohumları üretmek, seçmek, geliştirmek, değiştirmek ve üzerinde patent benzeri bir hak iddia etmeden satmak hakları gün gün ortadan kaldırılmaktadır. Bu bütün dünyada şirketlerin piyasada tekelci konum almasıyla, yasa ve yönetmeliklerle, primlerle olmuyorsa Irak’ta olduğu gibi savaşla yapılmaktadır. Çiftçiye tohum konusunda kımıldayacak bir alan kalmamak üzeredir.     Amerikalı felsefeci İvan İllich kökten tekelciliği (radical monopoly) “endüstriyel bir ürün veya hizmetin halkın yaptığı veya yapmayı sevdiği faydalı bir etkinliğin yerini almasıdır” şeklinde tanımlamıştır. Bu otonom sistemlerin veya üretim şekillerinin yok olmasına yol açar. Kökten tekelcilik pazarlanmayan kullanım değerlerini yok eder, fiziksel veya sosyal çevreyi değiştirerek veya halkın başa çıkamayacağı bileşenler getirerek özgürlük ve bağımsızlığı yok eder.

Bu zulme göz yumanlar, görmezden gelenler ister bilim insanı ister bürokrat, ister dindar, ister laik olsun, buna ortak olur.

Kökten tekelcilikle savaşmak mümkün mü? Evet. Bunu ayrıca ele almak yararlı olacak.

Prof.Dr. Tayfun Özkaya

Odatv.com



"Şimdilerde ülkemizde hazırlanmakta olan “Bitki Genetik Kaynaklarının Kayıt Altına Alınması Hakkında Yönetmelik Taslağında” ise yerel tohumların şirketlere satılması Tarım Bakanlığının bir hakkı olarak gösterilmektedir."


Kimin malını kime satıyorsun ????
.


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 13 11 2009, 13:38
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Tarımda en önemli unsur tohumdur.

Dünyada bugünkü ekosistemin devamında en önemli unsurlardan birisi bitkilerin tohumlarıdır.

GDO üreten şirketler, ürettikleri organizmaların genlerine üremeyi kontrol eden genler ekleyerek onları üreyemez hale getiriyorlar (terminator gen). Bu ürünlerden alınan tohumlar artık işe yaramıyor.

İnsanlığı ve doğal yaşamı bekleyen en büyük tehlike, terminatör genlerin aynı türün doğal bireylerine veya akraba türlere tozlanma ile sıçraması. Bu sıçrama örneğin Monsanto firmasının ürettiği "zararlı ot" ilaçlarına dayanıklı GDO ürünlerde gözlemlendi.
http://www.historycommons.org/context.jsp?item=gm-37#gm-37

İnsanlar sonunda, yaşayabilmek için tohumlarını bu firmalardan almak zorunda kalacak. Bu, bu firmaların insanlara hükmetmesi demek. Bir devlet, toprağında bulunan Bor madenini bedavaya vermedi mi, tohumunu kesersin; senin zehirli kimyasal atıklarını toprağında depo edecek yer vermedi mi, tohumunu kesersin; ... Bu kadar basit.

Tabii bu firmaların insanlığa hükmedebilmesi için bir yerde doğal tohumları korumaya alması gerekiyor. Tohumları koruyacak ki, onlardan GDO elde edip satsın.

Nerede koruyacak?

İlk akla gelen, insanlara uzak, soğuk, erişilmesi güç bir ada. Örneğin Norveçe ait olan Spitzbergen adası.

user posted image

Doğal olarak beton ve çelik duvarlar arkasında, alarm sistemleri ile donatılmış bir yapı olacak.

Örneğin:

user posted image

Böyle bir yer bugün var. Projenin adı: Svalbard Küresel Tohum Deposu.

Destekçi firmalar:

* Bill&Melinda Gates Vakfı; dünyanın en büyük patentli genetiği değiştirilmiş tohum ve ilgili tarım kimyasallarının sahibi
* ABD tarım devleri Du Pont/Pioneer Hi-Bred; Syngenta Vakfı aracılığıyla İsviçre menşeli büyük GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi
* Syngenta; “1970’den bu yana 100 milyon dolarla gen devrimini başlatan” özel bir grup
* Rockefeller Vakfı; tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı desteklemek için oluşturulan Rockefeller Vakfına bağlı CGIAR küresel şebekesi.
http://dogader.org/index.php/bilgilendirme...da-kontrol-eder

Ne tesadüf, değil mi?

Kaynak:
http://dogader.org/index.php/bilgilendirme...da-kontrol-eder
.


--------------------
PMEmail Poster
Top
gezgin95 Offline
Gönderme: 19 11 2009, 01:13
Quote Post




_____ 6 x 7 _____
Group Icon

Grup: Forum Sorumlusu
Mesaj: 1627
Katılım: 15-06 07
Üye No: 14

Ülke: Türkiye
Aklen-Fikren: Ateist
Politik Görüş: Sosyal demokrat


Uyarı: (0%) -----


Güzel gelişmeler.
QUOTE

GDO’YA KARŞI AYAKLANIYORUZ

            İzmir Çiftçi Örgütleri Güç Birliği Platformu (ÇİFTÇİPLAT) olarak GDO konusundaki yönetmelik ile ilgili görüşlerimizi açıklamak istiyoruz.
            Cartegena Biyogüvenlik Protokolü’nü Meclisinde kabul eden Türkiye, Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nı çıkarmak yerine bir yönetmelikle GDO’ların ve ürünlerinin ülkemize girmesini izin vermiştir.
            26 Ekim 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmeliğin insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması amacıyla hazırlandığı belirtilmesine karşın, getirilen düzenleme bunları sağlamaktan çok uzaktır.

            GDO’lu tohumların üstün özellikleri olduğu, tarım ilaçlarının kullanımını azalttığı yönünde propagandalar yapılmaktadır. Gerçek ise böyle değildir. GDO’lu bitkilerin alan olarak % 85’inin herbisite (ot öldürücü ilaç) dayanıklılık gösterdiği GDO yandaşı şirket ve çevrelerce açıklanmaktadır. GDO’lu tohumu üreten firmalar aynı zamanda herbisiti de üretmektedir. Tohumunu sattığı çeşit herbisitten az zarar görmektedir. Çiftçi de rahatlıkla korkmadan herbisiti kullanabileceğini düşünmektedir. GDO’lu tohumların ekildiği ABD, Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerde herbisit kullanımının roket gibi yükseldiği biliniyor. ABD Tarım Bakanlığı bu artışı açıklamaktadır. GDO efsanesinin ne kadar yanlış olduğu ve ilaç kullanımının azalmak şöyle dursun arttığı açıktır. Bu ilaç; atan çiftçiye, yer altı sularına ve hayvanlara zarar vermektedir. Pahalı GDO’lu tohum ve herbisit bedelleri aynı şirketlerin cebine akmakta, çiftçiyi fakirleştirmektedir. Bu ülkelerde işçi ve çevre sağlığını düşünmeyen dev tarım işletmeleri ot mücadelesinde emek tasarrufu yaparak, kâr sağladığını düşünmektedirler. Ülkemizde en büyük tarım işletmesinin bile GDO’lardan çıkarı olmayacaktır.
            Böceklere dayanıklılık özelliği taşıyan GDO’lu tohumlarla üretilen bitkilerde böcek öldürücü kullanımının azaldığını iddiası da boştur. Çiftçilerin deneyimleri gerçeğin ters yönde olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Hindistan’da iki araştırmacı normal pamuk ekenlerin, GDO’lu pamuk ekenlere göre % 60 daha fazla gelir elde ettiklerini ortaya koymuşlardır. GDO’lu pamuk ekenlerin ilaç kullanımını azaltamadıkları ve verimi arttıramadıkları araştırmacılarca saptanmıştır. GDO’lu pamuk solgunluğa daha fazla eğilim göstermektedir. Bu gelişmeler sonucu Hindistan’da GDO’lu tohum satan dükkânlar yakılmıştır. 2003’ten bu yana bu nedenle intihar eden çiftçi sayısının 16 bini aştığı bildiriliyor.

            GDO’lu ürünlerin bebekler için yasak, ancak anne ve babalar için serbest bırakılması toplum sağlığını ciddi tehlikeye atmaktadır. GDO’lar zararlı ve bu nedenle bebeklere yedirilmeyecek ise onu emziren ya da hamileliği esnasında karnında taşıyan annesine neden yedirilmektedir? Şayet GDO’ların hiçbir sağlık riski yok ise bebekler için neden yasaklanmıştır? GDO’ların hayvan denekler üzerinde yapılan denemelerde kan yapısını bozduğu, bağışıklık sistemini çökerttiği, sinir sistemini tahrip ettiği, organlarda küçülme meydana getirdiği ve sonraki nesillerde üreme yeteneğini bitirdiği bilimsel raporlarla kanıtlanmış durumdadır. 
            GDO’lu yemlerle beslenen hayvanların ve ürünlerinin de GDO’lu sayılması ve dolayısıyla etiketlenmesine ilişkin hiçbir maddenin yönetmelikte yer almaması da insan sağlığının hiçe sayıldığının en büyük göstergelerinden biridir!
            Türkiye’nin hiçbir GDO’ya ve ürününe gereksinimi yoktur! GDO’lar açlığa çare değildir! Biyolojik çeşitlilik üzerine büyük bir tehdittir! GDO’lar tarım ilacı kullanımını artırarak hem toprağı hem de içme sularımızı zehirlemektedir! Çiftçileri dev biyoteknoloji şirketlerine bağımlı kılmaktadır!
            Bu yüzden İzmir Çiftçi Örgütleri Güç Birliği Platformu olarak her türlü GDO’nun üretimine de, tüketimine de, ithalatına da şiddetle karşıyız.

İzmir Çiftçi Örgütleri Güç Birliği Platformu (ÇİFTÇİPLAT) adına
Dönem Sözcüsü
Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı

Üye Kuruluşlar
İzmir Köy-Koop ve bağlı kooperatifler
İzmir Hay-Koop ve bağlı kooperatifler
İzmir İli Damızlık Koyun-Keçi Yetiştirici Birliği
Foça Süt Üreticileri Birliği
Ödemiş Süt Üreticileri Birliği
Tire Süt Kooperatifi
Menderes Örtüaltı Sebze Üreticileri Birliği
Tire Ziraat Odası
İzmir Veteriner Hekimler Odası

Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI

Odatv.com


--------------------
PMEmail Poster
Top
0 Kullanıcı bu konuyu okuyor (0 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

Topic Options Reply to this topicStart new topicStart Poll


 



Lo-Fi Version
   Script Execution time: 0.5671    13 queries used    GZIP Açık
Son işlem tarihin: 21 11 2009, 21:47